25 Haziran 2010 Cuma

Bir gün

Sessizce masada oturmuş önümdeki peçetenin desenlerini incelerken, “Neden yemiyorsun?” diye sordu babam. Bu soruya verebilecek bir ton cevabım olduğunu bilmek benim için yeterli, onun içinse bilinmezdi. “Canım istemiyor.” dedim umursamaz bir tavırla omuz silkerek. Annemse hiçbir şey söylemeden, benim söylememi de beklemeden önümdeki boş tabağı aldı. Rastgele bir şeyler doldurmaya başladı. Nasıl olsa yediklerimin hepsini en fazla yarım saat içinde, mide özsuyuyla karışmış iğrenç bir sıvı olarak ağzımdan geri çıkaracağımı, normal bir insan için normal bir eylem olan yemek yemenin bu noktada benim için ne kadar anlamsızlaştığı ona söylememe fırsat vermeden, yemek yememeye direnen küçük çocuğuna emir veren bir anneye dönüşerek, net ve sert bir ses tonuyla, “O tabak bitecek.” dedi. İtiraz etmedim. Ne kazanacak ne kaybedecek bir şeyim olmadığını bilerek son kırıntısına kadar bitirdim. Kimseye bir şey söylemeden masadan kalktım. Odamın ahşap kapısının açılırken çıkardığı kulak tırmalayıcı gürültüden nefret ettim bir kez daha. Pencereye yaklaştım. Yağan yağmuru, insanların telaşının seyrettim. Yağmuru sevmezdim ama onun hakkında başka tespitlerim de vardı. Değişkendi yağmurun insan üzerinde etkileri. İnsanın ruh haline uyum sağlardı yağmur ve duygularını katlardı. Bence yağmur hüzünlendirmezdi insanı hiçbir zaman. Onun görevi insanın kalbinde sıkışıp kalmış hüznü dışarı çıkarmak, etkisini katlamak, katlanılmaz ve bunaltıcı hale getirmekti. Benimki yeterince katlanılmaz olduğundan, bir de yağmurun etkisini kaldıramazdım. Katlanılmaz üzüntünün dolaylı sebebi, bir zamanlar ölümüne mükemmel olan kişiyi hatırlayınca midemde o tanıdık yanma hissini duydum. Birkaç saniye sonra boğazımda… Bastırmaya çalıştıkça gözlerim yaşardı. En sonunda dayanamayarak kalktım. Hızlı hareket etmeye ve mümkün olduğunca ses çıkarmamaya çalışarak tuvalete koştum. İçeri ses gitmemesini istediğimden 2 haftalık suç ortağım olan kapıyı sıkıca kapatıp kilitledim. Mide özsuyumla karışmış yarı sindirilmiş sabah kahvaltım saçlarıma bulaşmasın diye sol elimle geriye doğru tuttum kâküllerimi ve kusmaya başladım. Aralıklarla 2 kez toplam 10 saniye. 2 hafta içinde tam 37. kez aynı sahne. Doğrudan sebebi belirsizdi. Aşık olduğumu bildiğim dolaylı sebebi ise bu durumdan habersiz kim bilir nerde… Tekrar onu düşünmek tekrar midemin kasılmasına sebep oluyor, bense içinde artık çıkarılacak bir şey kalmadığına kendisini ikna etmeye çalışıyordum. Bu şekilde kıvranma faslı 8 saniye. Kalkıp içimden söverek sifonu çekmem ve yüzümü yıkamam toplam 20 saniye. Sadece oksijene ve biraz nikotine ihtiyacım var. Odama doğru yürüdüm aynı kapıyı aynı lanet gıcırtıyla açtım. 1 aydır dokunmadığım paketi nereye sakladığımı düşünürken, hatırlatacak bir ayrıntı bulma umuduyla eşyaların üzerinde gezdirdim gözlerimi. Evet alttan ikinci çekmece ucuz kırmızı plastik kutunun içinde olmalıydı. Paketi 1 aydır hapsolduğu kutudan çıkardım ve içinden 2 tane alarak özgürlüklerini ilan ettim. Buralarda bir yerde bir de çakmak vardı. Bir arkadaş tarafından ödünç verilmiş, unutulmuş çakmak. Oradaydı. Cebime attım ve ayakkabılarımı giyerek evden çıktım. Yağmur dinmişti, bu da rahatsız edilmeden kendimi zehirleyebileceğim anlamına geliyordu. Bir tanesini yaktım. Yürürken bastığım su birikintilerinden sıçrayan sulara, 15 yaşında çocuk sayılabilecek bir kız çocuğunun elinde sigarayla bu denli rahat olmasına ayıplayan gözlerle bakan duyarlı vatandaşlara, dumanı içime çektikçe kalbimi sıkıştıran, yok olmaktan ziyade büyümek için direnen üzüntüme aldırmadan sadece yürüdüm. Soğuk rüzgârı yüzümde hissederek nereye gittiğimi düşünmeden uzun uzun yürüdüm.

24 Haziran 2010 Perşembe

Meme Fışfışları

Haziran'ın kapı aralığından başını göstermesiyle haber kanallları ve ona benzer ajans niteliğindeki yerler plaj haberleri yapmak için fırsat kollamaya başladı.Yakın zamanlarda magazin programlarıyla başlayan kervana,akşam haberlerinin son dakikalarında televizyon izleyicilerine iki dakikalık orgazm yaşatmak için uğraşacaklar.Haberleri değişik betimlemeler kullanıp önümüze sürecekler.Haber kaynağının bol olduğu madenler Antalya gibi liman kentleri.Turistlere sıkça rastlandığı,halka açık plajlarda ergenlerin rüyalarını süsleyen nataşalar,helgalar haberlerin kapaklarını süsleyecek.Haberlere baktığımızda altında meme yaftasının olduğunu anlayamayacağız.Üstü kapalı olarak içinde meme geçen haberleri kombolarla gözümüze sokacaklar.Haberleri internet üzerinden veren siteler,garnitür olarak foto galeri yapacak ve iyice detaya inecekler.Artık sadece helgayı görürken yanında masum arkadaşlarını da göreceğiz.

Antalya'dan cıvıl cıvıl görüntüler:Halka açık plajlarda memleketimin zalım gençlerini sevindiren helga ablalarını,haberciler bok sinekleri gibi üstüne üreyecekler.Kameraman plajın son durumunu,serinlemeye çalışan halden anlmayan vatandaşımı,mavi donla denize gireni,geçim derdini düşünerek ''süt mısır ! '' nidalarıyla aramızdan geçen küçük esnafları gösterecek.Finali helga ablamızın götüne zum yaparak veya memelerini sinek kaydı çekerek ekran başındakileri mesut edecek.

Kemer cıvıl cıvıl:Kemer'e uğrayan turistler,kıpır kıpır olan ülkemin basının ikinci evresi.Bu evrede öğle saatlerine doğru verilen haberde,bunaltıcı sıcaklardan çekeceği görüntüye odaklanamayan kamereman alnından dökülen inci inci terler ve muhabirin ısrarı üzerine kadrajı diğer tarafa çevirdiğinde nataşa ablamızın incecik bikinisiyle karşılacak.Bu durum karşısında şoke olan kameraman,reyting uğruna meme fışfışına girişecek.

İnternet tabanlı haber sitelerinde ''bodrum geceleri '' ''yaz cıvıl cıvıl '' ''kıpır kıpır '' gibi betimlemeler görürseniz,hemen alt tarafta haberi görsellerle desteklenen bol memeli fotoğraf galerisinide görme şansına erişeceksiniz.

Mahmut Zübermühler Den Mektuplar İki

2.Gün

Gemide işler iyice kötüye gitmeye başladı.Mide gurultularıyla gezen tayfa,aç olduğu için düşünemiyor beyni olmayan zombilerin yapmayacağı şeyleri yapıyor.Umutsuz denizciler gibi denizlere bakıyorum.Dört bir yanımızı saran,masmavi ve uzun yolculuğumuzda bize arkadaşlık eden tek yoldaşımıza.Tayfalardan bazıları kara göründü nidalarıyla herkesi galeyana getiriyor ve asparagaz haberi kerizlere yutturuyordu.Deneme-yanılma yöntemiyle hazırlanan haberler,karayı görmek için hiçbir şeyi umursamayan tayfam,balon haberlere inanıyor,gerçeği öğrendiğinde şevki kırılıyordu.Tayfadan fedakar birkaç adamın çıkmasıyla,her şeyi devletten bekleme günleri sona erdi.Zeki arkadaşlar ellerine zıpkınları,giysilerini omuz hizasına çekerek bir nevi gövde gösterisi yaptılar.Sinema izler gibi izleyen tayfa,zıpkınla balık vuruluşunda alkışlıyor,arkadaşlarına destek oluyordu.Bazıları işi ilerleterek kumar ve bahis işine giriyor.Çaktırmadan kimin denizden ilk çıkacağına dair bahis yapıyordu.Parsellenmiş,uyuşmuş beyinler,denizden çıkan her balığı görünce mide gurultularına bir yenisi ekleniyor,aç olan zihinlerini doyurmakta güçleşiyordu.Tayfanın dişinin kavuğuna gitmeyecek balıklar denizden çıkarıldıktan sonra ayıklandı.Uzun süren işlemlerden geçirildikten sonra sterilir ortamdan geçirildi ve yemeye hazırlandı.Hamarat miço,el becerilerini göstererek geminin ortasına küçük bir yemekhane kurdu.Karavanalarını alan tayfa,çeşitli balık ürünlerini tabaklarına koyuyor,yemeğini alan sırasına devam ediyordu. Adeta herkesin gıybetle bakacağı,imreneceği bir servis kurmuştuk.Şimdilik ben buna açık büfe diyorum.Karınları doyunca,neşeleri yerine gelen tayfa akşam eğlencisine başladı.

Masaşutkes manastırlarında tiyatro eğitimi alan tayfa,kendi yazdıkları oyunu oynamak istediler.Sahnesiydi,dekoru derken çok yorulduk.Günler süren provolar ve yorucu antremanlardan sonra herkes rolünü öğrenmiş ve eksiksiz oynamıştı.Klasik gemilerie nazaran,benim gemim yenilikçi,ıslahatçı ve gelişmelere açıktı.Diğer kaptanlar gibi at gözlüklü değil,geniş bir vizyonum vardı.Çeşitli aktivitelere ev sahipliği yapan gemimiz tiyatro oyunundanda alnının akıyla üstesinden gelecekti.Bulutların arasında,izleyici olarak yerini ayırtan ay;oyunumuzun tek ışığı oldu.Daha önce hayatlarında tiyatro nedir bilmeyen cahil tabaka,ilk başlarda sızlansada sonraları merak etmeye ve heyecanlanmaya başladı.Önceki gece akdeniz akşamlarını çalarak yakışıklı değil ama sempatik tayfayı inceden sinirlendirerek hır çıkartan zat-ı muhterem kapalı olduğu ininden tekrar çıktı.Sarı saçlarını ordan oraya sallandırarak,şampuan reklamlarındaki yıldızları andıran arkadaş,tiyatro oyununa katıldı.Yaman arkadaşın elinden herşey geliyordu.Yaralarını daha yeni saran yakışıklı değil ama sempatik kitle sahnede seksi arkadaşı görünce ıslıklar çalıp,slogan atmaya başladı.Tayfada yaşça büyük olan,herkese sözü geçen amigo geldikten sonra kızgın taraftarı susturdu.Bu seferde sahneye balık artıkları atanları kenara çekip,bir güzel patakladı.

Tiyatro oyunumuz güzeldi.Önündeki en büyük dertlerini bir kalemde atan tayfa oyuna dalarak neşelendi.Hepsi keriz gibi yedi oyunu.Aralarda entelektüel olan birkaç arkadaş homurdanarak herkesin toplandığı yeri terk etti.Hazır fırsat bulmuşken değerlendirmek isteyen ahali,balık fazlalarıyla tatlılar yapmış,oyun oynanırken satıp para kazanıyordu.Bilinç altının ''yemek ye ! '' mesajına yenik düşen tayfa,nefsi de araya girence engel olamadı ve körü körüne kabul etti.Oyun bitince alkış yağmuruna tutulan arkadaşlar,herkesten bir daha sözünü aldı ama yorulmuşlardı.Tezgah toparlandıktan sonra herkes işinin başına döndü.Birkaç saat sonra herkes rahat ve konforlu yataklarına çekildi.Kamaramda olta atarak son durumun analizini yapıyor.Olası durumların resmini çiziyordum.Kamaramdaki çemberimsi pencereden dışarıya baktım.Tek ışık kaynağımız olan ay,biletinin süresi dolmasıyla ayırtılan yerini,maçı izlemek için gelen heyecanlı taraftar güneşe yerini bırakıyordu.

Masamın başına geçip,mumu yaktıktan sonra ortama mürekkepli kalemimi alarak yazmak için ambiyans verdim.İlk giriş cümlesinden sonra tıkandım.Saatler süren dolanmalarımdan sonra nihayet aklıma bir şey geldi.Gelen şey ise tuvalete gitmekti.Londra sokaklarında avuç avuç satılmasını hedeflediğim şiir kitabına ''tuvaletim geldi '' yazarsam şiir açısından güzel olmazdı.İlham gelmesi için yatağıma uzandım ve loş ışıklar eşliğinde şarkı söyledim.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Çıldıray Hacı:Turşunu Kursun

Yakın zamandada internet aleminde,gerek sosyal platformlarda gerekse bloglarda boy gösteren Ahmet Hoşgör,nam-ı değer ''Çıldıray Hacı '' içindekileri atıyor.Önceki videolardan da alışık olduğumuz yatak odası düzeni yerini koruyor.Çıldıray acısını şiir yazarak milyonlara sesleniyor.İstediği kız verilmeyince,kızın anasına kendi elleriyle yazdığı şiiri okuyor.

Git anana söyle turşunu kursun.
                                        
Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!
                                     

Mahmut Zübermühler Den Mektuplar

1.Gün

Bugün ekiple tanıştım.Saatler öncesinden rıhtımda bekledim.Beni keriz niyetine koydular köftehorlar.Ekip çok neşeli.Grubun içerisinde yediden yetmiş yediye insanlar var.Sarışını,zencisi,beyazı çeşit çeşit her telden adam var.Rıhtıma geç gelen bir miço vardı.Ayağındaki sandaletlerle koşuyor,cebindeki eriklerin dökülmesine aldırmadan nidalar atarak yanımıza geldi.Yeni miçoya tüm ekip alıştı.Uzun süren ısınma turları ve yoğun çalışma şartlarından sonra miço;ekibimizle uyum problemini kaldırdı.Bukalemen gibi kerata.Matrak bir insan.Ekibi fıçı fıçı biralar gelmeden önce esprileri ve şakarıyla negatif enerjilerini aldı.Sağduyulu yaklaşımları ve hayatı pratik yaşamak için tavsiyeleri var.Gemi için gerekli olan teçhizatlardan sonra yola koyulduk.Sahadaki taktiklerini öğrenmeyen ekibim benden fırça yedi.İlk günün fırçasını atmanın şerefine,geminin sığ bölümlerine geçerek yeni sardığım,vefakar sigaramla bütünleştim.Mahzendeki bayrağı çıkarttım.Beyaz bir bayrağın üstüne sulu boyayla çocuklar gibi kuru kafa çizmişler.Kendilerini korsancılık oynuyor zannediyorlar herhalde.Burada yaptığımız ciddi bir iş.

Dümenin başına geçip eksik olmayan ufka bakma sahnesinin verdiği hazı sonunda tattım.Ufuklarda sadece deniz olmasına rağmen,karayı görmek pahasına yarışan denizciler gibiydim.Güneş batarken denizin üzerinde bıraktığı yakamoz,yolculuğumuzu şölene çevirdi.Geminin ortasında ateş yakan aklı selim tayfa,biraları ve etleriyle ziyafet çekti.Grubun arasında kaybolmuş olan müzisyen çocuk,ses seda vererek gitarını çıkardı.Başladı  akdeniz akşamlarını çalmaya.Tayfadaki yakışıklı değil ama sempatik kitle homurtu ve mırıltılarıyla yaralarına tuz basan gitar çalan çocuğu linç etmeye kalktılar.Kızdıklarında kıllı kaşlarının bükülmesi,suratlarının ekşimesi ve yumruklarını sıkmanın verdiği güçle on kaplan kudreti kesildiler.Damarlarında dolaşan asabiyet,yumruklarına gidip harekete dönüşmek için fıırsat kolluyor,engellenemez sinirini kimse yatıştıramıyordu.Gitar çalan çocuk istemeyerek gitarını kaldırdıktan sonra ortam yatıştı.Eğlenceye kaldığı yerden devam edildi.İçmesini bilmeyen tayfa geminin orasına burasına kusarak,real sürrealizmin akımlarını temsil eden resimlerin fırça darbelerini anımsattılar.Eğlenceden uzak ıssız kitle geminin kolonlarının olduğu tarafta sigaralarını tüttürüyor,ben gelince mahmut hocayı görmüş gibi söndürüyorlardı.Biraların dibinin görülmesi ve yiyeyecek erzağının bitmesiyle,eğlencede doğru orantıyla son buldu.Birkaç kişi sitem ederek yatmadılar.Bütün ekip sarhoş ve midesi bulanık bir şekilde yatakların yolunu tuttu.Sallanan gemide ne kadar rahat edicekleri tartışılan bir konuydu.

Sabah güneşinin kamaramdaki yuvarlak çemberimsi camdan girmesiyle uyandım.Güneş ışıkları camı boyuyor,kalkmam için bana şans tanıyordu.Dün gecenin verdiği sarhoşlukla apor tapor giyindim.Saçlarımı yadigar tarağımla soldan sağa taradım.Miço kapıyı çalarak haritayı getirdi.Cehaletin son noktalarında gezinen tayfam,küçük çocukların bile yapmayacağı şeyi yapmıştı.Haritayı kendi kafalarına göre düzeltmiş,rotamızı şaşırtmışlardı.Kürsüme çıkarak brifing verdim.Herkes iş başı yaptıktan sonra dümene geçtim.Kaybolan rotamızı bulmak samanlıkta iğne aramak gibiydi.Dört yanımız deniz olduğu için yoldaşlarımız balıklardı.Tayfadan her iki dakikada bir kişi geliyor,beni soru bombardımanına tutuyordu.Kerizlere rotayı bulacağıma dair söz verdim.Hayatlarında tatmadıkları mutluluğu dudaklarımdan dökülen iki cümleyle yaşadılar.

Yiyeyecek erzağımızı bitiren tayfa,tahta kurularını kemirme düzeyine gelmişti.Tüm gruptan çıkan mide gurultusu sesleri senfoni orkestrasını hatırlatıyordu.Cüssesi büyük olanlardan daha bas bir ses,cüssesi küçük olanlardan pes ses geliyordu.Yanyana dizildikleri için,mide orkestlarındaki çalgılarını senkronize şekilde çalıyor,notaları atlamadan,aksatmadan çalıyorlardı.Kara gün dostu miço,guruldayan mideleri soyut olarak doldurabilecek bir çözüm yolu buldu.Miçoya eğitim durumunu sorduğumda ''isviçre bilim adamları enstitüsünden '' olduğunu söyledi.Kendisi ayaklı ansiklopedi gibiydi.Şakalarıyla guruldayan midelere derman olmuş,açlık hissini az da olsa yatıştırmıştı.Gece olunca günün verdiği yorgunluğa dayanamayan tayfa,bebekler gibi uyumuş,açlık sorunlarını dert etmeden yeni bir güne başlamak için enerji topluyorlardı.

22 Haziran 2010 Salı

Mağlup Adam

'''Mısır koçanının yanındayım.Seni bekliyorum '' dedim.Yaklaşık iki saatten beri sevgilimi bekliyor,yazın kavurucu sıcağını aldırmadan giydiğim kalın ve koyu oduncu gömleğim iki saatlik bir süreden sonra koltuk altları sarı rengine çalmaya başlıyordu.Yanında durduğum mısır koçanı maketinin içindeki mısır taneleriyle,koltuk altlarım aynı renk cümbüşüne bürünmüş,renklerin kardeşliğini yaparak terden sırıl sıklam olan saçlarımı bir nebze de olsa kamufle ediyordu.Telefonum avucumun içinde su altında kalmış sıçana dönmüş,her iki dakikada bir çıkan ''avea'' yazısı kaybolmuştu.İnceden tırsmış ve korkmuştum.Takoz telefonum bana ikinci darbeyi indirmiş.Geç gelerek beni ağaç eden sevgilime omuzdaş olmuştu.Elimin tersiyle alnımda inci inci dökülen terleri sildim ve yadigar gömleğime sürdüm.Planlanılan şekilde buluşulmadığı için,güneşin devreye girmesiyle yanıma ve çevremdekilere huzursuz edicek kokular salgılıyor,koltuk altımı reaksiyona sokuyordum.Çay bahçesindeki sandalyelere oturduğumda kot pantolonumun kıç tarafının terlediğini anladım.Terler kot pantolonuma öyle nüfuz etmiştiki,içinde bulunan renk kimyalarını bozarak beyaza çevirmişti.Moda olduğundan çok endişelenmedim.Sıcağın altında kurulu çalar saatler gibi gelip geçen,sahte gülümsemesinin altında kendi çıkar ve menfaatlerini koruyan garson gelerek ''bir şey ister misiniz ? '' sorusunu yönelterek bir saatten beri verdiğim cevapla yetinmeyerek,kendisini avutuyordu.

Çay bahçesinin karşı tarafındaki otobüs duraklarına baktım.Umutsuz denizcilerin karayı görmek adına ufka baktığı gibi baktım.Karayı göremesemde bir an için kendimi ümitlendirdim.Arada da hala yandan kombolarına devam eden,beni soru bombardımanına tutan garson,yenilmeye doymayan pehlivanlar gibi sıkıcı sorusunu yineliyordu.En sonunda köpeğini mutlu eden sahipler gibi önüne kemiğini attım.Bir çay istediğimi söyledim.Teklifimi duyunca yüzü güldü ve uzun süren yıpratıcı ve nefsi çeldirici hamlelerinden sonra galip gelmişti.Cebimdeki terli telefonum bir kez daha çaldı.Sinirlenerek telefonu açmadım.Garson çayımı getirdikten sonra savaşı kazandığının resmi belgesi olan fişi masaya bıraktı.Şekerleri atıp,birleşmiş dudaklarımı çay bardağıyla birleştiriyordumki slow motion sahneye sevgilimin görünmesiyle son buldu.Aheste aheste geliyor,geç kalmasına rağmen gülüyordu.Karşımdaki sandalyeye oturdu.Çay bahçesinin girişinde soğuk davranışları uzaktan belli oluyor,negatif yüklerler dolu zihni dokununca insanı çarpacak düzeyde hissettiriyordu.Birkaç dakika ikimizinde motorumuzun soğuması ve havada hakim olan tehlike çanlarının susması için sakince bekledik.İlk atağı o yaptı.Her zamanki gibi benden hızlıydı.

''Umut,ben ayrılmak istiyorum.''
Olumsuz geçen bir sürü olaydan sonra rahatlatıcı çayı içerken,yudumlarım boğazımda düğümlendi.
''Ne ? Kafan güzel mi ? ''
''Bir aydan beri ilişkimizden tat alamıyorum.Yeni atraksiyonlara ihtiyacım var.''
''Beni burada iki saatten beri beklettin.Benim için atraksiyon oldu zaten.Sayende pazar ezikleri gibi kokuyorum'' dedim.
''İşim vardı geç kaldım.İnsanlık hali.Olamaz mı ? ''
''İnsanlık halinin karşısındaki insanı bekletebileceği belirli bir zaman miktarı var.Kusura bakma ama sen onu fazlasıyla aştın.''
''Zaten beni son görüşün olacak.'' dedi kendinden emin tavırla.Cümlelerini ağzından dökerken kafasını sallayarak ortama ayar vermeye çalışıyordu.
Ahu Tuğba'nın petro fiyatlarına verdiği etkinin daha fazlasına bütün bedenimde hissediyordum.Üst üste gelen olumsuz olaylar silselesi son yandaşınıda yanına almıştı.
''Ayrılmak mı istiyorsun ? '' dedim emin tavırlarla.Özgüvenimi bozmak istemiyordum.
''Evet.''
Son cümlesini söylemesiyle adete ışınlanan erkek güzeli uzan saçlı bir homo sapiens yanına geldi.
''Bu Can.Senden kat kat daha iyi.''
''Sen benim ne marifetimi gördün ki ? '' dedim.
Erkek güzeli orangutan,sinir katsayısını yükselterek,asabiyetiyle doğru orantılı on kaplan gücünü doldurmak için kendisini sıkıyordu.Tasması sevgilimin elinde olduğu için her an azad edebilir,üstüme salabilirdi.
''Sana orangutanla iyi şanslar '' dedim.
Cümlemi bitirmeden on kaplan gücünün sınırlarına ulaşan orangutan arkadaş sevgilimin tekbiriyle zincirini kopardı ve güçlü yumruğuyla sağ yanağıma darbe indirdi.Rodos rüzgarlarının tekneleri yaladığı gibi,ince bir sesle yumruğun kemikli ve sert tarafını dişlerimde hissettim.Böbrek üstü bezlerim hiç oldığı kadar hızlı çalışıyor,beynim yem olmamam için ayaklarıma mesaj gönderiyordu.

Ayağa kalkmamla bir sol kroşe daha yedim.Bu gibi durumlarda insanların çocuklukları akıllarına gelirdi ama ilk kez kabız olduğum zamanı hatırladım.Fitlin götüme girerken verdiği acıdan daha büyüktü.Sonbahar rüzgarlarının ikinci baharını yaşayan yaprakları dökmesi gibi yere doğru hafifçe savruldum.Yer çekimi ve potansiyel enerjinin düşenede bir tekme misali kombinasyonlarıya hafifçe düşüşüm ağırlaştı.Çay bahçesindeki duyarlı kalabalık yanıma üşüştü.Gözlerim açıkken son gördüğüm eski sevgilimin,ahtapot kollu orangutan tarafından sarmaş dolaş görüntüsüydü.Daha sonrasında kabız olarak tuvaletimi yapmaya çalışıyordum.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Şeker Savaşları Bölüm Üç:Büyüdük Artık

Nasırlı ellerimi son bir kez zorlayarak pencerenin olduğu yerdeki boşluğa elimi atarak çıkmaya zorladım.Vücudumdaki bütün kaslarımla yüklendiğimde ortaya belirgin bir acı çıkıyor,acıyı hissetsemde taviz vermeden içime atarak sıkmaktan titreyen dişlerime son bir defa diyerek yalvarıyordum.Nasırlaşmış ellerimdeki çizgilerin açılarak kanamasına aldırmadan,er meydanında galip gelen büyük savaşçılar gibi mutluluk yaşıyor,evin en büyük zirvesi olan pencere boşluğuna çıkmam zorlu bir yolculuğu geride bırakan dağcılar gibi iliklerimde soğuğu hissetsemde bana heyecan veriyordu.Boşluktaki çıkıntıya oturarak terimi elimin tersiyle sildim ve yorulduğumu beden diliyle dudaklarımı birleştirip ''huf ! '' sesisini çıkartarak ifade ettim.Sırtımı çift katlı,dayanıklı cama vererek yorgun savaşçılar gibi sessizce harcadığım eforu,vücudumda dinlenerek şarj ediyordum.Benlenmedik bir anda cama sert bir cisim çarptı.Başlarda ne olduğuna anlam veremesemde kafamı arkaya doğru çevirişimde yaramazlık yapan çocukları gördüm.El kol hareketleri yaparak onları korkutup,kaçırmaya çalışıyordum.Korkuluk gibi durmamdan da etkilenmeyen hınzır çocuklar,pencereyi açıp düşme tehlikesini göze almamla kaçıp gitti.Kaçarken bahçeden topladıkları ganimetlerini düşürdüler.

Güneş ışıkları hiç olmadığı kadar keskin ve çarpıcıydı.Zayıf ve narin göz kapaklarımı tetikleyerek uyanmam için beni kaldırmaya çalışıyor,iki kolumu yüzüme tutarak siper etsem de yine de bertaraf edip uzun ve ince parmaklarımın arasındaki boşluklardan sıvışıyordu.Mağlup olduğumu anlayarak pinti adamlar gibi sitem ederek uyandım.Eve neşe havası hakimdi.Saatler öncesinden uyanan babam,daha uyanmadığım için bana laf yetiştirerek bugünün kutsal bir gün olduğunu hatırlatıyordu.Mutfağa gittim.Viski bardağından,damacana pompasını kas gücümle zorlayarak aşağı-yukarı hareket ettirmemle sistem hareket etti ve her basışımda yukarıya çekilen sıvı en sonunda bardağa döküldü.Viski bardağından kana kana suyumu içtikten sonra dökülen su damlacıklarına aldırmadan devam ettim.Mutfağın bir köşesinde mazlumca duran poşeti gözlerim görmeden duramadı.Son birkaç yılda şeker avlarında en büyük yardımcım olan vefakar poşetim,şimdi izbe,tozlu ve mutfağın en gereksiz eşyalarının konulduğu yerde durarak eski heyecanını tatmak isteyen bağımlılar gibi dil çıkartıyordu.Poşetle olan geçmişime rağmen,çetin yüzleşmeden galip çıkabilmek için aynanın karşısına geçtim.Artık yaşım şeker toplamak için büyüktü.Küçük çocukların yanında şeker isteyen büyük bir çocuk olayın estetiğini bozan,kutsal bir güne çomak sokan ve etik olarak kabul edilmeyen bir sınırı aşan ihmalkar biri olurdu.Üzülerek kendisini görmemem için bir köşeye atılmış sünepe gibi hisseden poşete baktım,artık kutsal görevler için vaat edilen topraklarda benim cebimde koşturamayacak,ikinci sınıf pazarlarda umutsuz ev kadınlarının biricik poşeti olacaktı.Terli elleriyle pazarda gezerken,kollarından inci inci dökülen terlerin son durağı olacaktı.Üzülerek mutfaktan ayrıldım.

Zor geçen yüzleşme dakikalarından sonra kapının zili çaldı.Çıplak ayaklarımla,soğuk betonlarda ayaklarımı özensizce havadan bodoslama indirerek yürüdüm ve kapıyı açtım.İlk şeker hasatını ümitle bekleyen,heyecandan dört dönen ve ilk şeker siftahını yapmak isteyen birkaç çocukla karşılaştım.Şeker istemekte nefsi çeldirici olan,nezaketen ''iyi bayramlar '' dedikten sonra,tüm nezaket havasını bozarak avuç avuç şeker alarak kaçan ibneler gibi kaçtılar.Arkalarına bakmadan,hırsızlık yapmış soyguncular gibi şekerlerini ceplerine ve teçhizatları olan poşetlerine koyarak tabanları yağladılar.Bir daha kapımızın önüne gelmeyecek ancak şekerleri bitince geleceklerdi.Alışverişimizi duygusal değil tamamen menfaat üzerineydi.Kapıyı kapatmamdan sonra telefonum çaldı.Arayan kişi,eski şeker hasatlarının lideri olan,yeni yetmelerin bilmediği gizli bir dergahın beyni niteliğindeki kişiydi.Şimdiki şeker avcılarından söze başlayarak,yeni kuşağın ne kadar aceleci ve plansız olduğundan yakındı.Eski günleri yad ederek nostalji sarhoşluğu yaşattı.Buluşucağımız mekanı söylerek telefonu kapattı.Üstümü dikey desenli bir kazak ve götü yazın sürekli giymekten terleyerek eskiden mavi olan kıç tarafını beyaza bırakan pantolonumu giydim.Buluşucağımız yere gittiğimde eski avcıların hepsi büyümüş ve bazıları bilinç altında eski günleri unutamayarak poşet getirmişti.Eskiden şeker avcılarının bir numaralı adamı olan,dergah liderinin sağ kolu olan arkadaş bir adım öne çıkarak gezeceğimiz yerlerin brifingini verdi.Herkes kol kola,omuz omuza aheste aheste yürüyerek iki lafın belini kırdılar.

Vaat edilen mekana geldiğimizde küçük tabulerde çavlarını içen ve nargilelerini tüttürerek bayram keyfi yapan elit tabakanın olduğu yerdi.Mekanınımız ambiyans olarak vasat olsada fiyat ve kalite olarak yüzümüzü güldürmüştü.Çaylarımızı ve nargilelerimizi söyledikten sonra masaları bileştirerek hiç buluşmayan ve muhabbetin ebesini zikecek olan arkadaşlar havasını vermiştik.İki lafın arasında çaya giden dudaklar ve bir yandan da garnitür olarak nargile içen bireyler saatler sonra terli götleri,ağrıyan sırtları ve anı havuzundaki tüm suyu boşaltıktan sonra kucaklaşarak istikametlerine doğru yol aldılar.Belkide bir daha karşılaşmayacaklar,böylesine kutsal bir günün değerini bir daha anlayamacaklardı.

Gidiş rotalarının üzerinden geçen dolmuşlara binen sıkı dostlar,kafedeki kucaklaşmalarının yetmemesinden kaynaklacanak,uğurlama merasimine öpüşmeyide ekleyerek ayrıldılar.

20 Haziran 2010 Pazar

Memur Çocuğunun Babalar Günü Hediyesi


Kurulu çalar saatten önce uyandım.Güneş ışıkları odama daha yeni yeni giriyor,tepenin arkasında kombinesini aldığı yerin sahibi olarak yerleşiyordu.Penceremde beliren birkaç kuş,ayak seslerimi duyunca aniden kanat çırparak kaçtı.Bir nevi benim bankam olan kumbaramın yanı başına geldim.Benim bankamın çalışanı yoktu.Veznedarı,güvenlik görevlisi,müdürü veya ona benzer makamdaki kişiler çalışmıyordu.Yedi gün yirmi dört saat hizmet verebiliyorduk ama.Güvenlik işini kartal gibi gözlerime,çitanın hızına sahip ayaklarıma bırakmıştım.Vefakar kumbaramı salladım.İçindeki paralar karnavallardaki dansçılar gibi sallanıyor ve kumbaranın içindeki metal yüzeylere her çarpışlarında sesler çıkartıyorlardı.Kumbaramı sallayışımda büyük hissettiğimi anladım.Kutsal bir histi.Yemeden,içmeden para biriktirmiştim.Sınıftaki zengin arkadaşların muhasebelerini yapan çocuklardan daha iyi hesap yapmaya başlamıştım.Olası harcamalarımı düzenliyor,ay sonu olunca kumbaramdan para çıkışlarını içeren belge alıyor ve inceliyordum.O güne kadar kumbaramı açmamıştım.Kumbara,benim için gizli bir dünyaydı.Paralarımın huzur içinde yaşadığı,insanların cebinde değilde başka bir ortamda kaldığı ve arkadaşlarıyla muhabbet edip günün stresini üzerinden atabileceği bir ortam.Kısacası lüks bir otel gibiydi.Kumbaramı ters çevirip altındaki kapağı açmaya çalıştım.Kapağa her yüklenişimde kollarımdaki damarlar açığa çıkıyordu.Bir süre sonra yorulan kaslarımın sözünü dinleyerek başka planlar yapma kararı aldım.Mutfaktan bıçak alıp,teçhizatla geldim.Bu sefer yanımda benim kas gücümden daha iyi bir yancım vardı.Ustaca hamlelerden sonra kapağı açtım.Uzun karanlık ve sessiz günlerden sonra paralar yeniden cebime girmek için sabırsızlanıyorlardı.

Kumbaramı açtığımda şevkim kırılmıştı.Salladığımda çıkan sesin değeri küçük ama boyutu büyük paralardan kaynaklandığını gördüm.Kumbaramdaki paraların transferine baktığımda büyük bir açık buldum.Bazı günlerde kumbaramdaki sermayemden yemiştim.İlk gün çokomel,sakız derken git gide büyümüş ve soğuk yiyecekler katagorisine kadar gelmiştim.Bankama dış güçlerden yardım yapmam gerekiyordu.Bu durumda devreye annem giriyordu.Önceki yıllarda bankamla yıldızları barışmamış,geçmişinde temiz bir olay bırakmamıştı.Saatler süren ısrar ve geri adım atmama politikası üzerinde yoğunlaşıldığında anneme ikna etme kıvamına getirmiştim.Takviye güçlerde devreye girince bozuk paralarıma yeni neferler çıkmıştı.Şortumu,pokemonlu tişörtümü ve bir zamanlara damgasını vurmuş,her Türk gencinin vazgeçilmez şapkası olan önünde NY yazan şapkamı giyerek çarşının yolunu tuttum.

Sahte mallarda bire birini yapan,ithalatta ödün vermeyen ve fenomen olmuş esnafların barınağıydı burası.Girişte ufak zorluklar yaşasamda kısa sürede ortama ayak uydurdum.Vitrinlere bakma mesafesine yaklaştığımda pusuda bekleyen dükkan sahipleri hemen çıkıp,nefsinizi harekete geçiren yıldırıcı cümleyi dudaklarından serbest bırakıyorlardı. Birkaç dükkan gezdikten sonra  yorulmuştum.Merdivenlerin ortasına oturarak gelen kişilere bakıyor ve analizlerini yapıyordum.Şapkamı çıkarıp,başımı öne eğdim.Saatler boyu tüm çarşıyı dolaşmış ama uygun bir hediye bulamamış çocukların mazlum edebiyatı yapması böyle oluyordu.Ellerimi saçlarımın arasında gezdirirken köşede,unuttuğum bir dükkanı gördüm.Birbirinden güzel saatler satıyorladı.Koşarak vitrinin yanına geldim.Vitrinin yanına gelince uzaktaki görüntüsünün beni ne kadar yanıltabileceğini anladım.Güzel saatin yanında bir o kadar güzel fiyatı vardı.Tüm eğlencem kaçmış,bu yılı da pas geçerek çiçek alıcam derken kasvetli güne kahraman gibi yetişen hızır esnaf kapının önünde belirdi.

''Hangi saate baktın ? '' dedi bakışarıyla vitrini göstererek.
''Çok pahalıymış onlar '' dedim.Cebimdede Medine dilencisi gibi bozukluklar taşıyordum.
''Senin ne kadar paran var ? ''
''Kumbaramki tüm paraları aldım.Sayamadım çoktu '' dedim.Aslında saymıştım.Sayamadım demem paranın çokluğundan söz edip dikkatini çekmekti.
''Tamam gel sen sana uygun bir saatim var '' diyerek sırtımdan iki koluyla tutarak klimasıyla püfür püfür esen dükkanın içine sokuldum.

Tüm cafcaflı saatlerin arasında,pazardaki ezik mallar gibi duran siyah bir saat vardı.Başlarda onu beğenmemiştim ama günü kurtarabilmem için gerekli hediyenin o olacağına kanaat getirmiştim.Hissiyat olarakta saate ısınınca fiyatını sordum.Cebimdeki bozuk paralardan birkaç fiyat üzerindeydi.Yüzümü ekşittim.İyilerin dostu,kötülerin düşmanı esnaf,dünyaya pollyana gibi pembe gözlükle bakan çocuğun şevkini kırmamak için zararına bir saat sattı.Cebimdeki tüm bozuk parayı tezgahın üzerine koydum.Bazıları yuvarlanıp,tezgahın alt taraflarına düşmüştü.Hediye paketi yaptırdıktan sonra az olan parama bakmadan,büyük bir fedakarlığa kollarını sıvamış olan esnafa teşekkür ederek şen şakrak yoluma devam ettim.

Akşam olup sofra hazırlandıktan sonra herkes hediye tanıtım brifingini yaptı.Sıra bana geldiğinde babama ''benim roleksim '' dedim.Gerçekten benim roleksimdi.Terimin son damlasına kadar biriktirdiğim paramla,uzun uğraşlar sonucu esnafı yola getirmemle imanım gevremişti.Ama değmişti.Babam saati görünce mutlu oldu.Kolundaki saat kadar olmasada o güne mahsus benim saatimle evimizin semalarında dolaştı.

19 Haziran 2010 Cumartesi

At Poposu Aşkına

Bazen böyle haberler çıkıyor.Arama motorlarında boş zamanını gülerek geçirmek isteyen insanların ihtiyacını karşılayan kaynak site etiketlerindeki ''komik,fotoğraf,çok gomig '' gibi içeriklerde böyle hazineler saklı.Beyni peynir kıvaman gelenler için bire bir.Montla sıçamayanlarda içinde.Biri bana gelip ''at poposu yüzünden uzay mekiği uçamadı '' dese ona kıçımla gülerdim.Teknolojinin ön safhalarda bayrakla koşturduğu şu zamanlarda böylesine bir olayın yaşanması trajikomik.Yetkililer ne diyecek ? ''Efendim,malum bir hayvanın götü yüzünden uçamadık.Neyseki osurmadı yoksa uzay gemimiz dağılırdı mazallah.'' NASA'da dirsek çürüten,insanlığın bir adım ilerlemesi için canla başla çalışan insanların aylak,uyuşuk,üstüne sinek konmaktan ve doğal ihtiyacını gidermekten başka bir işe yaramayan at poposu yüzünden mağlup edilmeleri acı.



Olaydan sonra çıkabilecek gazetelerin sürmanşetleri:
-Atın poposu uzay mekiğini yendi
-İyiki osurmamış
-Ya başka bir organı olsa facia olacak mıydı ?
-Popolarıyla uzay mekiğini devirdiler.

18 Haziran 2010 Cuma

Bari Topa Vuramadım Fotoğraf Çektiriyim

Önceki günden anlaşmıştık.Grubun lideri niteliğini benimseyen bir arkadaş kendini ön safhalara atmış,pratik beynini zorlu labirentlerden geçirerek zaman öldürme günümüzü boş bir planla süslemişti.Çeşitli açılardan plana bakıldıktan sonra çoğunluk sağlandı ve herkesin kafasına yattı.Planın içine zamanı iyi değerlendiricek birkaç atraksiyon eklenmiş,mırıltı yapan bir arkadaş tarafından veto edilmişti.Demokrasiye başvurduk.Ezici üstünlük bizdeydi ve veto eden arkadaş kolları bağlı çaresiz plana uymak zorunda kaldı.Gruba yeni eklenen arkadaşlar telefon zincirine katıldıktan sonra herkes buluşacağı mekanı seçti.Para konusunda da ortak nokta sağlandıktan sonra gönül rahatlığıyla evlerimize dağıldık.Bazılarımız iple çektiği planın hayalini kuruyor,gerçekleşmeyecek düşlere kapılarak büyük umutlar besliyordu.Zamanın ne getireceği belirsizdi.Belirsizlikler içerisinde bataklıkta batan beyinler gibi şevkimizi birer birer kıracaktık.

Buluşma vakti geldiğinde,grubun lideri herkesi esas duruşa almış iştimayı alıyordu.Gecikenlere fırça atarak sorguya çekiyordu.Kaybettiğimiz vakti hatırlatmak için elini saatine götürüyor,bir yandan da sitem ediyordu.Dahiyane hazırlanmış planının suya düşüceğinden korkuyor,araya sıkıştırdığı zaman öldürücü eylemlerin aparatif olmasından endişeleniyordu.Çünkü araya sıkıştırdığı zaman öldürücü eylemler ara sıcaktı.Onlar olmadan planın anlamı ve güzelliği olmazdı.Sadece beş sap adamın sırf gezmek amaçlı emsali olmadan katları dolaşarak vitrinlerde salyalarını akıtması gibi son derece ütopik bir akvite olurdu.Günün bonkörünü seçmek için filtre sistemine başvuruldu.Belirlenen standar para mevduatından yüksek para getirenler liste halinde grubun bonkörleri seçildi.Bu bonkörlere ileride omurgasızlar gibi yapışıp koloni kurmak isteyen aklı selim arkadaşlar eklenecekti.Ne de olsa para sıcaktı.Kanları kaynıyor fıkır fıkır oluyordu.Gözleri dönmüştü.Hemen harcamak istiyorlardı.Hangi yolla olursa olsun.

Uzun yürüyüşten sonra avm ufukta gözüktü.Tüm grup karayı gören umutsuz denizciler gibi sevindi.Grubun yürüyüş mesafesi,grup içindeki saygınlığı gösteriyordu.Ön cephelerde başı çeken arkadaşlar,organizetörler ve yancıları.Arka cephelerde arkadaş ortamına yeni girmiş,çoğunluğa uyan,güdülmek istemeyen ve sürü psikolojisin benimsemiş bireyler vardı.Bu iki grup avmnin önüne gelince ters ördek sürüsü gibi durdu.Grup lideri tarafından verilen brifingde oyalanmamız gereken yerleri,öncelikleri ve sona bırakacağımız etkinlikler teker teker söylendikten sonra avmnin kutsal kapısından girerek cebindeki parayı özgür bırakmak için yanıp tutuaşan arkadaşlar laf kalabalığı yaparak baş kaldırdı.Grup bozulmuştu.Voltran'ı oluşturduk derken,voltrandan daha hızlı parçalanıyorduk.İleri safhalarda grup içerisinde iletişim bozukluğu ortaya çıkacak,öncelikler değişince eğlence anlayışıda değişekecekti.İki grubun sözcüsü gelerek orta noktayı bulmaya çalıştılar.Uzun süren fiskoslardan sonra mutlu sona erişilmişti.İki grubu bağlayan etkinlik olan ''bilardo '' da birleşilicekti.Onun dışında o saate kadar herkes istediğini yapmakta özgürdü.Grup parçalanırken bonkör arkadaş dağılımı çok önemliydi.Bonkör arkadaşlar grubun isketilini oluşturur,o olmadan dışardan gelecek emperyalist güçlerin etkisine kalan bireyleri parasıyla döven tek cengaverdi.Grup içerisindeki dengeleri tetikleyen şey o arkadaştı.Kısacası kıymetlimizdi.Biriciğimizdi.Herkes ondan otlanacaktı ama kokusu sonradan çıkacaktı.

Guruldayan midelerimiz,avmnin ikinci katında adeta insanın nefsini kırbaçlayan fast-food türü yiyecek satan yerleri ip gibi çekiyor,sınırlarına girdiğinizde ''buyrun '' demeleri iyiden iyiye kopan nefsinizi adeta ele geçiriyordu.Yemek seçme işi grubumuz içinde canla,başla geçen tartışmalarla sonlandı.Herkes parasını birleştirdikten sonra dükkanı satın alamasakta gurultudan senfoni yapacak bireylerin gözlerini ve midelerini doyuracak süper bir menüye yetti.Yemekler yedildikten sonra,aksayan programımızı telafi ettik.Yemek yeyince aniden herkes akıllanmış birkaç aktiviteyi es geçmelerine rağmen,eğlence ibarelerini ilk dakikadan yüze vurdurmayı başarmışlardı bile.İki grubun birleşeceği er meydanında toplanık.Seçilen ortak alanın dışında tuvaletlerde karşılaşıyorduk.Bilardo oyununu bilmeyenler için grup lideri uygulamalı olarak oyunu tanıttı.Dünyada bir ilke imza atarak göstermeli eğitimi bilardo salonlarına indirmişti.Gördüklerinden tatmin olmayan kalabalık,daha önce oynamadığı oyuna kanları aniden ısınmıştı.Istakaları alırken dans ediyor,yıllardır karşılaşmayan sevgililer gibi ıstakaları hunharca davranmıyor onlara saygı gösteriyorlardı.Topa vurunca ıstakaların uçlarını bileyliyor,ıstakalarına ad takıyor ve topu deliğe sokanca öperek onurlandırıyorlardı.

Bilardo oynarken,sizi izleyen meraklı gözlere tanık kalmak zorundasınızdır.Yaptığınız hamleleri bir bir izler,notlar alır,kendi alarında dedikodunuzu yaparak ters ters size bakardı.Bazı meraklı gözler gevrek gevrek gülerek,dalga geçerler.Grubumuzda doğuştan gelen yetenekleriyle salonu kendilerine hayran bırakan,tedbil-i kıyafet giymiş yetenek avcılarını peşine takan,kızları ıstaka hareketleriyle hasta eden,her hamlesi bilardo literatürüne giren hareketleri tabiki yoktu.Topu ıskalayan,zıplatma evresini geçerek uçuran ve ıstakayı ilk kez eline alanlar gibi sallayarak çevresindekilere zarar veren insanlar vardı.Hatta bazıları sınırları zorlayarak çuhayı yırtma evresine geçti.Burada salon görevlisi çuha yırtma madalyasını gruptaki arkadaşa taktı.Üstün bir başarı göstermişti.Bende bu insanların içerisindeydim.Neyseki çevremdekilere zarar vermiyor,grup arkadaşlarımı güldürerek vasat geçen oyunlarına tuz,biber oluyordum.Kendimi komedyenler gibi hissetmiştim.Topa vurmasam bile gülen adamlar vardı.Salonun soytarısı durumuna düşmüştüm.Arkama dönüp köpüren sinirlerime söz geçiremedim.Kızgınlıktan ağzımdan ''Rebilöciks,rebilöciks'' çıktı.

Hareketlerimden dolayı maruz kaldığım muameleye daha fazla razı kalamayan hayır sever bir arkadaş telefonunu alarak ''Umut,hadi vurur gibi yap bende seni çekeyim.Çok pis havan olur  '' dedi.Bari topa vuramadım,rezil oldum fotoğraf çektiriyimde anım olsun diyerek örnek poz hareketini yaptım.

Ayrı parantez olarak bilardo da siyah bir top var.İşi katakulli.O kadar topun imanını bozuyor.Oyunda herhangibir topla siyah topa isabet ettirirseniz oyun boyu cenabet şansı yakanızı bırakmıyor.Oyunun adeta kilit topu.Onu vurursanız babayı alıyorsunuz.Cazibesi sizi etkliyebilir.

17 Haziran 2010 Perşembe

Haftanın Şarkısı:Pink Floyd-Another Brick İn The Wall

Dönemin eğitim sistemine kafa tutan,çivisi çıkmış anlayışları eleştirel bir tavır takınan,sistemi eleştirerek ''Fuck the system'' restine çeken bir şarkı the wall.Klipte gördüğünüz çocukları parayla ikna edip oynatmışlar.Ama klip bittikten sonra çocuklar paralarını istemedikleri için değişik bir olay ortaya çıkmış.Şarkıda, ''alay edilmek istemiyoruz '' ''hepsi duvarda bir tuğla '' ve ''eğitime ihtiyacımız yok '' gibi mottolar önümüze seriliyor.Şarkının yazıldığı dönem ve şimdiki döneme bakarsak pek de bir değişiklik göremiyoruz.Eğitim sisteminin çöküşü,öss de sıfır çeken on binler hatta yüz binler var.

Şarkının klibinde öğrencilerin bir mezbahada tek sıra halinde yüyüyerek kıyma makinalarına gidip,kıyma olmasını herkesin salt bir düşünceyi kabul etmesi olarak algılyabiliriz.Pink Floyd, ''The Wall'' şarkısıyla zihinlerimize farklı algılanabilecek imgeler bırakıyor.Bir başka sahnede öğrencilerin makinadan geçtikten sonra hepsinin yüzünde bir maske ve sıraya tutkalla yapıştırılmış tarzı oturuşu dikkatimizi çekiyor.Eskimeyen ve eskitilmeyen bir şarkı.Hala şimdi bile anlamını yitirmemiş.Klibi izleyince insanı gaza veriyor ve çevresinde gördüklerini yıkmak istiyor.

Klipte,öğretmenin öğrencinin elinden zorla aldığı şiirin Money - Pink Floyd'un başka bir şarkısı - adlı şarkıda da geçtiğini ayrı bir parantez olarak belirtelim.

We don't need no education
We don't need no thought control
No dark sarcasm in the classroom
Teachers leave them kids alone
Hey teacher leave them kids alone
All in all it's just another brick in the wall
All in all you're just another brick in the wall


We don't need no education
We don't need no thought control
No dark sarcasm in the classroom
Teachers leave them kids alone
Hey teacher leave us kids alone
All in all you're just another brick in the wall
All in all you're just another brick in the wall

Kim,Nerede,Nasıl,Ne zaman,Ne Yapmış ?

Horozlu saat alarmım çaldı.İlk çalışında önemsemeden kapattım.Deneyim ve tecrübelerim sayesinde gözlerim kapalı kapatıyordum.Adeta saati hissediyor,düğmesini aramadan elimi atmış gibi buluyordum.Alarm tekrar çaldı.Bu sefer alarmın sürekli çalmasından canına tak eden annem geldi.Alarmın çalmasıyla annemin gelmesi doğru orantılıydı.Ne zaman alarm çalsa birkaç dakika sona annem kapıda beliriyordu.Çalmaktan bir hal alan,istediği ilgiyi toplayamayan çalar saat annem tarafından kapatıldı.Çalar saatte beni uyandırmada başarılı olamayınca annem kendisinin icat ettiği kaldırma kuvvetine başvurdu.Mutfaktan aldığı bir bardak suyu havaya kaldırdı ve elini bükerek suyun gidiş noktasını yüzüme hedefledi.Tatlı uykumdan aniden uyanmıştım.Annemin kaldırma kuvveti,çalar saatten etkili gelmişti.Annemi kapatamadığım için bu reaksiyonu engelliyemedim.Yüzümdeki su damlacıklarını sildikten sonra gözlerimi ovuşturdum.Neredeyse okula gitme saatim geliyordum.Ütülenmiş olan gömleğimi ve pantolonumu giydim.Sabahları vefakar içeceğim,can yoldaşım,zihnimi açan yadigar içecek olan sütü bir çırpıda içtim.Sütün dudaklarımda verdiği haz anlatılamazdı.Hanlarda,bira içen ayyaş adamların birayı hunharca içmelerinden sonra ağızlarından damlayan bira damlacıklarını siler gibi dudaklarımda iz kalan sütü sildim.Birkaç ısınma hareketi yaptıktan sonra güne hazırdım.

Okula geliş yolunda bizim sınıftan birkaç arkadaşa rastladım.Sabahın köründe okula gitmemize rağmen hiç birisi sitem etmiyor ya da sızlanmıyordu.Yanlarına sinsice yaklaşarak bu durumun neyden kaynaklandığını sordum.Öğretmene tır çarpmamış,okul yanmamış ya da yeni sevgilileri olmamıştı.Hepsi hep bir ağızdan,yurttan sesler korosu gibi ''Kim,nerede,ne yapmış,nasıl '' oynacağız dediler.Hafızamdaki oyun arşivini yokladığımda böyle bir oyuna denk gelmedim.Hafızamda bu oyunu önceden oynamadığım için bağışıklık kazanmamıştı.Bir yandan heyecanlanıyor bir yandan da sohbetimizin koyulaşmasıyla ayaklarımıza söz geçiremiyorduk.Aheste aheste yürüyerek sadece oyunu düşünüyorduk.

Sınıfa geldiğimizde herkes yerlerine yerleşti.Birkaç kıkır kıkır konuşmadan sonra öğretmen sınıfa girdi ve derse başladı.Zihinlerini oyunların etkisinde bırakan bireyler birbirleriyle mesajlaşmak için kağıtlara ileti yazıyor,sonra avuçlarında kulak memesi kıvamına getirdikten sonra hedefin olduğu sıraya yavaşça atıyorlardı.Bu işlem öğretmen arkasını döndüğünde hızlanıyordu.Sınıfın zemini devlet dairelerindeki buruşturulmuş,yırtılmış kağıtlarla doluydu.Birkaç kişi bu atraksiyonu yeni yaptığı için deneyimsizliğinden yakalanmış,daha tecrübeleri kişiler deneyimleriyle yakalanan kişinin paçasını kurtarmıştı.

Zil çaldıktan sonra özveriyle yapılan kağıt alışverişi sona ermiş,tüm sınıf bir ''oh'' çekerek arkasına yaslanmıştı.Gelecek ders boş ders olduğu için herkes planını,hazırlıklarını yapıyordu.Boş ders,öğrenci kitabında kutsaldı.Normalde hayatınızda bir sürü boş dakikalarınız olacak ama sınıfta geçirilen boş dersin tadı öğrencilere kırk dakikanın ne denli bir zaman olduğunu,nasıl geçireceklerini,ne yapacaklarını tartışmalarıyla geçer.Kırk dakika öğrencilerin gözünde öyle uzun bir zaman dilimidir ki,oyun oynadıkları sırada onlara bir asır gibi gelir.Daha önce anlaşmış olan arkadaşlar arka tarafta oyunun atmosferini oluşturdu.Seçilen kişileri yazılı fermanda okuduktan sonra oyuna başladılar.Herkesin merakla beklediği oyun sadece bir kağıt ve kalemle oynanıyordu.Her sütuna kim,nerede,nasıl,ne yapmış yazılarak görev dağılımı yapıldı.Herkes sırasına göre istediklerini yazıyor,bir sonraki kişiye sayfayı katlayarak veriyordu.Bu oyunun önemli bir tehlikesi ise meraklı kalabalıktı.Bir zaman sonra meraklı kalabalığa sınıfın inek kızı ekleniyordu.Sınıfın inek kızı,muhafazakar bir aileden geldiği için bunu kaka,cıs olarak zihnine mesajlar gönderiyor,ispiyonlama mekanizmasındaki çarklar çalışıyordu.Bu yüzden bu tür oyunlar sıfın inek kızlarından uzak yerlerde,ulaşamayacağı ve göremeyeceği yerlerde yapılması gerekir.

Kült '' isim şehir '' oyununa benzeyen ama içersinde yaratıcılık ve erotizm gibi unsurları bunludur.Oyunun başlarında hayatlarında erotizm nedir bilmeyen bireyler tanıdıklarını çimenlerde,kırlarda pikniğe gittiğinin senaryosunu yazar.Oyunun ilerleyen evrelerinde bireyler erotizm den hafif hafif tat almaya başlar ve hısım akraba,öğretmen ve sevmediği kişilerin adlarını yazarlar.Hayatlarında daha önce erotizm bilmeyen bünyeler bir birlerinin kulaklarına fısıldayarak ''zikiştiler '' gibi küçük kaçamakları söyleyerek gevrek gevrek gülerler.İlerleyen evrelerde değişen zihinlerin ürünleri kağıda da yansır.Örneğin,öncelerde Ahmet pikaçuyla piknik yaparken,şimdi Ahmet pikaçuyla tuvalette pika pi yapmaktadır.Pika pi sansürlendiğini ne yaptığını oynayan bireylerin zihinlerinde canlandırması anlamına gelmektedir.Artık bireyler arasında hızla gelişen erotizm pikaçuyla sınırlı kalmayarak tüm pokemon familyasına hatta çevresindeki insanlara geçer.Oyundan sonra,oyunun etkisinde kalan bireyler bilinç altına magazin gündemi oluşturacak mesajlar yollar.Bunlar Ahmet'in pikaçuyla tuvalette pika pi yapmasından başlayarak tüm okulda yayılır.Asparagaz haber,hayatlarını monoton yaşayan bireyler tarafından gerçek kabul edilir ve mezun olana kadar pikaçu,Ahmet'in korkulu rüyası olur.

Oyunun önemli kriterlerinden biride;Oyun bittikten sonra suç mahalindeki kanıtları en aza indirgemektir.Herkesin içini döktüğü,buram buram erotizm kokan kutsal kağıt bireyler tarafından yok edilmelidir.Aksi taktirde sınıfın inek kızı tarafından yapılan arkeoloji kazılarında bulunacak ve ispiyonlama mekanizması harekete geçecektir.Elinde delil olduğu için ispiyon girdisi kuvvetli olacak,oyunu oynayan herkes sorguya çekilecektir.Önemli kriterlere uyulduğunda kim,nerede,nasıl,ne yapmış oyunu son derece zevkli ve asparagaz haber yapmanın verdiği haz paha biçilemezdir.

Uzmanlara göre, '' kim,nerede,nasıl,ne yapmış ? '' oyunu geleceğin magazin muhaberleri,magazin editörü vb makamda çalışan kişileri eğiten,geliştiren ve magazinle ilgili işlerde çalışmak isteyen kişilere zemin hazırlayan bir oyundur.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Dansa Davet

Hayatada dair hiçbir şeyi bilmeden,bilmiş tavırlarla,diktatörlerin yapamadığı ayrımcılıkla oynadığımız egomuzu tatmin eden en büyük oyun olan dansa davet.Oyunu oynamak için çelik gibi sinirlere,egodan ölen bir bünyeye ve yakışıklı/güzel olmanız gerekir.Oyunun anahtar koşulu güzel veya yakışıklı olmak ve garnitür olarakda arkadaş grubunuz içerisinde popüler olmanız gerekir.Popülerliğiniz,sizi arkadaşlarınız arasında ilah gibi görmelerine,söylediğiniz cümleleri hayat felsefesi olarak benimsemelerine ve üşüyoruz reyis yardım et gibi yardım cümlelerinde bulunmaları gerekir.En önemlisi herhangi bir fikriniz grup içerisinde beyin patlatmadan saçma da olsa hemen kabul edilmelidir.Eğer sözü edilen bu davranışları,akranlarınız arasında yapabiliyorsanız siz sürünün başı olursunuz ve dansa davet oyununun altın harflerle yazılan efsaneleri hanesine adınızı yazdırırsınız.

Oyunun amacı ayrımcılığı tavana vurdurarak,hiç kimse tarafından istenmeyen kobay bularak,birbiriyle anlaşan çiftlerin yol boyunca ellerini havada birleştirip siz geçerken gavura vurur gibi vurmasıdır.Oyunun en büyük atraksiyonu budur.Oyundan önce arkadaşlarınıza rüşvet verip,kaderinizi değiştirebilir,akşam eve sırt,bel ağrısıyla dönmekten kurtulabilirsiniz.Yok,ben kara kaşıma,kara gözüme güveniyorum derseniz her türlü sonuca karşı zihninizi ve sırtınızı açık tutmanız gerekir.Oyunda karşıdaki kız grubunda hısım akraba veya daha öncedende elektrik aldığınız veya verdiğiniz,sizi seven ve saygı duyan hemcinsiniz bulunursa sırtınız yere gelmez.Oyun bitene kadar dayak yemezsiniz.Bazı zamanlar elektrik verdiğiniz,aldığınız kişi geçmişte kötü şeyler yaşadığınız biriyse Türkiye'nin AB'ye girmesini zorlaştıran Sarkozy gibi keçi inadı olan birine denk gelirsiniz ve ömür billah sırt ağrası çekersiniz.Oyun nasıl oynanır ?

  1. Sıkıntıdan bunalan ve yeni heyecanlara yelken açan birkaç küçük çocuk(ergenliğe adam atmış da olabilir) toplanır ve dansa davet oynamayı hep bir ağızdan söylerler.Grup içerisinde oylama yapıldıktan sonra karar kabul edilir.
  2. Evcilik oyununda yalama olmuş kız grubu seçilir.Seçilen kız grubu tutarcı ya da baskıcı olmamalıdır.Daha önce oyunu oynamış ve bu oyun hakkında bilgi,tecrübe deneyimleri olmalıdır.
  3. Oynadığınız ortam,yumruğu sırtınıza yediğinizde yer çekimi kuvveti tarafından da düşenede bir tekme ben atıyım hesabı yere göt üstü düşeceğiniz için yumuşak bir yer olmalıdır.Çimenlik ve bol yeşillik olan ortam seçilebilir.Eğer,herkesin kendini şanslı hissettiği kortlar varsa,ona göre oylama yapılır.
  4. Oyunda kazanmak=Popülerlik + Yakışıklılık/Güzellik adı altında iki altın ilkeden geçer.
 Oyun atmosferi oluşturulduktan sonra kız ve erkek grupları karşı,karşıya geçer.Erkek grubundakiler daha önceden planlarını yapmış,hangi kızı dansa davet edeceğine karar vermiş ve hedefi tam onikiden vurmak için ısınma turlarına başlarlar.Önceden planını yapmamış,hazırlıksız gelmiş bireyler,pazarlarda hangi meyveden kaç kilo alacağına karar veremeyen teyzeler gibi dört dönerler.Bazı aklı selim arkadaşlar önceden hazırlıklarını yapmış,aralarında uzlaşmıştır.Oyundaki sıranızda çok önemlidir.Örneğin,sizi gözünüze kestirdiğiniz bir dişiyi grubunuzdan bir erkek önceden davranarak dansa davet eder ve sizde avucunuzu yalarsınız.Dansa davet oyunun kendi içinde toplanan terimleri vardır.Uzun yıllar oynanan oyunda çeşitli söylemler gelişmiş,nesilden nesile aktarılarak bugünkü halini almıştır.

Avucunu yalarsın:Muhtemel dayak yiyecek kişiler arasında yerinizi sağlamlaştırdığınız anlamına gelir.Kız grubundaki bir dişiye teklif göndermişsinizdir ve o da kabul etmez.Şimdiden geçmiş olsun.
Düşünürüm:Bu cevap,kabul ederim ama sırtına yumruk yeme ihtimalinde yüksek anlamına gelir.
Herkes seçtiği kişiye teklif gönderdikten sonra,egoları yüksek olan kız grubu kader kararını verir ve son hazırlıkları yapar.Kader kararı verilirken,sizin oyun içindeki tutum ve davranışınız,yakışıklılığınız,popüleriteniz ve erkek grubunda ne kadar sözünüzün geçtiği de çok önemlidir.Kız grubu aralarında fiskos fiskos yaptıktan sonra kurultaya son kararlarını bildirirler.Karar bildirme anında rivayete göre bazı erkekler heyecandan havaya uçar,bazıları babayı alır.

Kararlar belirtildikten sonra kız ve erkek grubu,yol boyunca ip gibi dizilir ve herkes seçtiği eşinin ellerini tutar,havaya kaldırır.Babayı alan kişi son dualarını yaptıktan sonra birkaç kişiye yalvarır.Egosu tavan yapan kişiler talihsiz kişiye vurmak için sabırsızlanır.Talihsiz kişi,vurucu takımdaki kişinin hasmı,belalısı ise kan çıkar.Yumruklar daha sert ve isabetli iner.Talihsiz kişi,kendi kafasında ürettiği hipotezle hızlı koşarak yumruklardan süpermen misali sıyrılabileceğini düşünür ama yanılır.İsviçreli Bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre dansa davet oyununda vurucu grubun arasından geçen talihsiz kişi,hızlı koşarsa yumruk yeme ihtimali artar.Dolayısıyla bir süre sonra tökezler ve yere kapaklanır.

Yere düşen talihsiz kişi,bunun bir oyun olduğunu unutarak gavura vurur gibi vuran kitleye dönerek bir bakış atar.Bu bakış,bir gün gelecek bende size vuracağım bakışıdır.Bakışın altında ihtiras rüzgarı eser ve gruptan birkaç kişi yüksek egosuna yenik düşerek,üzülmeye akabinde ve detayında ağlayıp yere düşen kişinin yanına gelerek onu teselli eder.Tabiki teselli eden kişi,grubun en popüleri ve en yakışıklısıdır.Mazlum,felekten tokat yiyerek ağır darbe alan talihsiz kişi,vurucu gruptaki kişinin timsah göz yaşlarına kanarak gücünü yeniden toplar.

Verilere göre,dansa davet oyununda bozulan arkadaşlık,yere düşüp çanağını kıran,ağlayan kişi oranının yüksek olduğu belirtilmektedir.

15 Haziran 2010 Salı

Panter

Sıcak ve bunaltıcı bir yaz akşamıydı.Mahalledeki birkaç arkadaş toplanmış,bunultacı sıcağın beyinlerimize işlmesiyle girilmesi yasak olan ve her çocuğun korkulu rüyası kiraz bahçesine girdik.Herkes adımlarında temkinli davranıyordu.Parmak ucunda yürüyor,doğuştan gelen bir bale yeteneğini konuşturuyordu.En zayıf ve en hızlı arkadaş seçildikten sonra ağaca tırmandı.Ağaçtan kirazları bize atıyor,gülerek hasatın tadını çıkıyor bir de sermayeden yiyordu.Daha fazla zevke,sefaya dalmadan bahçeden ayrıldık.Toprakta sandaletlerimizin çamur üstündeki bıraktığı izleri saymassak başarılı bir görev yapmıştık.Toplantı yerimiz olan kamelyalara gittik.Herkes tişörtüne doldurduğu kirazları çıkarıyor,kiraz lekesi olan tişörtlerini düşünmeden,kirazları avuç avuç ağzına atıyordu.Gecenin sonunda herkes doymuştu.Annelerimizin eve gidince bizi azarlamasından,oklavayla hesap sormasından korkmuyor gerilerek yürüyorduk.Bir arkadaş mahalle maçlarının başlayacağını gidip ne olduğunu bakmamızı söyledi.Arkadaş komitesindeki diğer üyelerin bu öneriye sıcak bakmasıyla herkes yarınki mahalle maçlarına gitmeye hem fikirdi.

Dolapta diğer ayakkabılarla akraba olma vaziyetine gelmiş,üst üste binmiş ayakkabı kulesinden kendi kramponlarımı çekene kadar jenga ustası olmuştum.Altıma giydiğim şort ve üstümdeki sıfır kollu tişört maçlar için ne kadar hazırlandığımı gösteriyordu.O zamanlar mahalleler arası turnuvalar olurdu.Çok rekabetli ve çetin müsabakalar gerçekleşirdi.Mahalle takımına seçilen kişi,sonu gelmeyen şöhret,ün,para,kızlar combosunu hayatının sonuna kadar hissederdi.Bunun yanında mahalle bakkalıda ona sponsor olur,herhangi bir futbolcu kartı isteği olursa seve seve verir,mahallenin gururu için tüm imkanlarını seferber ederdi.Olayın ne olduğundan habersiz meraklı kalabalık kendisini mahalle maçlarının hocası ilan etmiş kişinin yanından daire oluşturmuştu.Hoca daha önceden gördüğü,tanıdığı kişilere kıyak geçerek agaya beleş politikasını uyguluyordu.Gelecek yıllarda bu politika bir başkaldırış sonucunda yıkılacak ve adalet gelecekti.Seçilen oyuncular mahallenin en elit futbolcularıydı.Zor bir antreman döneminden geçmiş,her gününü kiraz ağaçlarına dadanmasının verdiği tehlike olan bahçe sahibinin verdiği korkuyla tabanları yağlayarak ayak kaslarını geliştirmiş,futbolcu kartı oynarak el kaslarını ve iç güdülerini en son seviyeye kadar ulaştırmıştı.Bizi amele pazarındaki gibi bir duvara çektiler.Herkesi deneme şutundan sonra değerlendirdiler.Eğer ''biz seni sonra ararız '' cevabıyla karşılaşırsanız şan,şöhret dolu yolculuğunuzun başında eleniyor,evcilik oyunlarının müdavimi oluyordunuz.Herkese denem sürüşü yapıldıktan sonra mahalle takımının hocası geldi ve takıma giren aday kadroyu açıkladı.Ben ve iki arkadaşım aday kadrodaydık.Daha şimdiden sevinmiş etrafımızdakilere hava atmaya başlamıştık.Artık bizde birer tsubasaydık.
Mahalle maçları terimleri:
Senin adamın devam etti:Eğer herhangi bir pozisyonda keriz adamınız gol atma duygusuyla yanıp tutuşuyorsa bu hadiseyle çok karşılaşılır
Üç korner bir penaltı:Mahalle maçlarının efsane kurallarından olan,yılların eskitemediği durum.
Kaleci oyuncu.Bu tür oyuncular anfoter oyuncu olup,içinde bulunduğu duruma göre bağışıklık gösterebilen tek oyuncudur.
Kaleciyede gol attıralım:Takımın öne geçtiği durumlarda,karşı takımı golleriyle kumbaraya çeviren forvetin,vefalı kalecisine jestidir.
Antremanlarımız el verişsiz doğa koşullarında kum sahalarda yaptık.Kramponun yere vurunca çıkarttığı toz gözlerime geliyor,her defasında gözümün acımasına ve yeşermesine neden oluyordu.Kaleci olduğum için benim için büyük bir sorundu.Benim başarısız olmam demek takımın yenilmesi demekti.Dolayısıyla adamın mahallenin en beceriksiz kaleciler listesine sokmam ve aforoz edilmem için yeterde artardı bile.Uzaktan çekilen birkaç şutu yılların verdiği deneyim,tecrübeyle çok temkinli ve sakin kurtarmıştım.Çevremdekilere kalecilik pozisyonu için en uygun adayın ben olduğumu gösteriyordum.Son şutta panter kesilerek uçtum ve topu tuttum.Ne yazıkki mahalle kalecilerine yer çekimi kuvveti kıyak geçmiyordu.Topu tuttuğumda içinde bulunduğum sahnenin birden biteceğini anladığım için bağırarak yere düştüm.Yanıma gelen heyecanlı topluluk kırık,çıkık var mı diye oramı,buramı kurcalıyor,yedek kaleciler ben sakatlandım diye sevinip adilik yapıyordu.Yenilmiş savaşçı gibi yüzümdeki tozları savurup slow motion tekniğiyle ''bir şeyim yok iyiyim.'' dedim.Yedek kalecilerin hevesi kursağında kalmıştı.

Aylar süren hazırlık kampından sonra nihayet er meydanına çıkmıştık.Herkes heyecanlıydı.Bazıları dünden totemini yapmış,uğurlu bildiği donlarını,çoraplarını,bandanalarını takmıştı.İki takımda birbirine dostça selam verdikten sonra hocalarının yanında son taktikleri almak için yuvarlak oluşturdular.Hocamız,bize güvendiğini,günlerce bizi sütle,balla beslediğini kimsenin hata yapmamasını yoksa çükünü koparacağını söyledi.İlk birkaç dakika maç benim için sıkıcıydı.Her atak karşı takımın kalesine yapılıyor,banada osurmam için şans veriyordu.Osurduktan kısa bir süre sonra topun bizim yarı sahaya geldiğini gördüm,karşı takımın hızlı forveti topu taşıyor ve defanstaki ayıları birer birer geçiyordu.Kalemden son sürat çıktım ve topu ilk hamlede aldım.Arkamdaki şakşakçı tabaka beni alkışlıyor,maç bitmeden bile omuzlarda taşınacak seviyeye getiriyordu.Karşı takımın kalecesinin hatalı goller yedikten sonra kendi mahallesi tarafından küfürlü tezahurata uğradı ve hocası ona üç numaralı bakışı yaptığını gördüm.Maçın bitmesine az bir süre kala kendimi ferah ve sakin tuttum.Artık yapılacak atakların benim için bir önemi yoktu.Rahat rahat osuruluğum mısır patlatıyor,tellerin arkasındaki ahaliyle konuşuyor ve uzaktan maçı seyrediyordum.Son atakta karşı takımdan bir oyuncu çita misali koşarak geldi.Tüm sahaya yararak aşıyor hızlanınca dünyanın yörüngesine giren meteorlar gibi alev almaya başlıyordu.Gözlerim blurlaştığından adamın alev aldığını görmeye başlamıştım.Kalemden çıkarak koştum.Tam topun olduğu tarafa yöneliyordumki isviçreli bilim adamlarının hesab bile edemeyeceği hareketle topu üstümden aşırdı ve golünü attı.Maçtaki tek golü olmasına rağmen sahanın içinde havasını atıyor,bana nanik yaparak dalgasını geçiyordu.

Maç akşam ezanının okunmasıyla bitti.Her şeyin sonunda dostluk ve barışın kol kola,omuz omuza olmasını savunuyorduk ama saha çıkışı eli çivili sopalarla bekleyen kitleyi gördükten sonra kaplerimizdeki sevgi ve barışın yusuf yusuf duygusu yer değiştirmişti.Hayranlarım beni tebrik ediyor,hepsi imzamı almak için kuyruğa giriyordu.O zaman kadar hiç fark edilmeyen vahşi cazibem birden ortaya çıkmış ve mıktanıs gibi kızları bana çekiyordu.Takımla vedalaştıktan sonra evin yolunu tuttum.Yediğim golü düşünüyor ve küfrediyordum.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Badi Türk E.T.

Efsanevi uzaylı karakter E.T.'nin kendimiz tarafından uyarlanan Badi versiyonu Yeşilçam'da bir zamanlar büyük ses getirmişti.E.T. filminde hiçbir baba E.T.'ye vurmaya çalışmıyordu.Türk E.T;Badi'de ise Bülent'in babası Badi'yi arkasından görünce,Bülent'in kostüm giymiş hali zannederek sevgili uzaylımız Badi'ye tokat atmaya yeltenir.Badi arkasını döndüğünde kerameti ortaya çıkar ve Bülent'in babası yusuf yusuf olur.





Şeker Savaşları Bölüm İki:Davetsiz Misafir

Güneş ışıkları pencereyi yıkıyordu.Güneşten gelen diklemesine ışıklar,pencereyi adete yarıp geçiyor,ağırlaşmış göz kapaklarımın altında saklı olan gözlerimi hedef alıyordu.Bir süre sonra güneşin pencereye iş birliğiyle yaptığı büyüteç yöntemi canımı acıtıp uyanmam için yüzüme tokat atıyordu.Nasırlaşmış ellerimi ne olduğundan habersiz,pusuya düşmüş sakin gözlerimden korumak için siper ettim.Daha sonra yataktan kalkmamla güneşin bana düzenlediği küçük operasyon tatlı şekilde sona ermişti.Ayaklarımı beton parkelere bıraktığımda ne kadar soğuk olduklarını anladım.Penceremden güneş ışıkları geliyor ama evin zemininde kutup soğuğunu yaşıyordum.Üşüyüp,titremekten Azer Bülbül moduna giren ayaklarıma söz geçirmek için daha konforlu ve sıcak bir yer olan halıya doğru yöneldim.Halıdaki tüyler,tozlar ve küçük oyuncaklar ayağımı birkez daha memnun etmemiş,duyu almaçlarıyla hizmetimden memnun kalmadığını sinirli bir şekilde belirtiyordu.Her zaman müşreti memnuniyetini savunan müessesesi kötü olan göz boyayan süpermarketler gibi ayağıma hak vermek zorunda kaldım.

Müzelerde sergilenen,meraklı kalabalık ve okul gezilerindeki hınzır çocukların el izi yapmaması için heybetlice cam bir kavanozda sergilenen eserler gibi bayramlığımda asaletini koruyor,gelen güneş ışıklarıyla üzerindeki tozları deterjan reklamlarındaki gibi kovuyordu.Bayramlığımı son derece yürütülen titiz çalışmalar sonucunda dikkatlice giydim.Çünkü annemin saatlerce kendi laboratuarında aylarca isviçreli bilim adamlarıyla kafa patlatığı bayramlığım,arife gecesi yoğun çalışmalardan sonra ütülenmişti.Ütüyü bozmak ve akranlarım arasındaki dengeyi bozmamak için nerdeyse jelatinle yürüyecektim.Bayramlığımı giydikten sonra kendime bir poşet seçtim.Poşet seçimi böylesine kutsal bir gün için çok önemliydi.O günün anlam ve önemini belirten,her türlü doğa engeline göğüs gerebilen ''atıl kurt !'' dediğim zaman tüm şekerleri abanarak bünyesinde taşıyabilen süpersonik aparattı.Elimi poşetlerin arasında gezdirdikten sonra adı ''NBB'' olan siyah bir poşet gördüm.Poşetin sadeliği ve ''NBB'' harflerindeki gizem dikkatimi çekmiş,diğer poşetlere göz atmadan benden tam puan almıştı.

Yaptığımız seferlerde diğer bir önemli yardımcım olan ayakkabımı giydikten sonra kardeşlikteki diğer yoldaşları çağırmaya gittim.Birkaç kişi sabahın erken saatlerinde evlerinden çıkıp atlarıyla ısınma turlarına çıkmış,bugün yapılacak olan şeker hasatında ne kadar ganimet toplayacaklarını diğer üyelerle konuşup,tahmini havalarını atıyorlardı.Geç kalan kardeşlik üyelerinden sonra günün anlamını ve önemini bildiren konuşma,altın madeni değerindeki inler ve izleyeceğimiz rota bize yuvarlak masa kardeşlik lideri tarafından brifing verilerek anlatıldı.Bu sefer geçen yılkine göre kardeşlik,kasalarında bulunan paralardan harcamış bonkörlük yaparak haritalarda köklü değişikliğe gitmiş,kabartma yönetimini uygulayarak zamandan ve şekerden tasarruf etmemizi sağlamıştı.

Gruplar halinde dağılarak şeker avına çıktık.Taktiksel gruplar halinde ilerliyor,herkes hareketini lazerlerle çevrili bir odanın içindeymiş gibi yapıyordu.İlk hedefte beklenilenin altında ganimet topladıktan sonra yolumuza devam ettik.Birkaç diyar kat ettikten sonra nihayet fosforlu kalemle işaretlenmiş,şeker merkezi niteliğinde olan gidenin avuç avuç ganimetle döndüğü,uğruna savaşlar verilen yere doğru ilerledik.Grubumuz ağır ama emin adımlarla ilerliyor arkadaki avcu gruplara fark açmanında verdiği hazla kırkırdıyordu.Er meydanına geldiğimizde beklenmedik şekilde bizden önce gelen bir cengaverle karşılaştık.Hasat alanına bizden önce ulaşmış ve cebine doldurduğu şekerleri bizi çatlatmak için göstererek rakibini aşağılama,küçümseme hareketi olan nanik hareketini yaptı.Kardeşlik üyeleri bu hareketle sinir kat sayılarının beşle çarpılmasıyla zıplayan sinirlerine söz geçiremiyor,cebinden düşen şekerler pahasına kardeşliğin demir yumruğunu gizemli ziyaretçiye atmak istiyordu.

Tatsız olay önlendikten sonra yolumuza dört nala devam ettik.Bu sefer daha hızlı gidiyor,arkada kalanlara bakmadan ilerliyorduk.Bu yılki hasat zamanın en verimli hedeflerinden olan eve geldiğimizde soluklanmak için topladığımız gözümüz gibi baktığımız ganimetlerden yedik.Enerjimizi aldıktan sonra ava devam ettik.Taktiğimizi elden bırakmıyor,her yeri kolaçan ediyor olası saldırılara karşı ev girişine gözcü dikiyorduk.Poşetlerimizde delik açacak nitelikte ganimetleri aldıktan sonra nidalar eşliğinde kardeşliğimizin uzun uğraşlar sonucunda bestelenen marşını söyledik.Ev çıkışında davetsiz misafiri görünce herkesin tüyleri diken diken olmuş,herkes combo yapma pozisyonuna gelmişti.Davetsiz misafir karşı bir gruptan elçi olduğunu bizi izlediğini ve başarılı birer avcı olduğumuzu söylererek gerginleşen ortamda gönüllere su serpmişti.Niyetinin kötü olmadığını,isviçreli bilim adamlarına çalıştığını söyleyince kutsal görevinden zamanını çalmayarak yolcu ettik.

Dergaha geldiğimizde herkes bu yılki bol atraksiyonlu geçen şeker avında topladığı ganimetleri sayıyor,poşetinden ve ağırlaşan ceplerinden düşen şekerlere ağıtlar yakarak göz yaşları döküyordu.Bu yılın en çok şeker toplayan kardeşlik üyesi ilan edildikten sonra,yuvarlak masa kardeşlik liderinin gelecek seneki vaatleri dinlendi ve av sona erdi.

13 Haziran 2010 Pazar

Ben Bu Filmi Daha Önce Görmüştüm


Takılan bir pikabın üzerinde,yörüngesinde dönme zorunluluğu olan plaklar gibi eğitim sistemimiz her geçen yıl değişiyor.Plağı,pikaba koyan el sahibi de değişiyor.El sahibi değişiyor,değişim;görünüm olarak değişiyor.Hiçbir hissiyat değişimi yok.Başa geçen el sınav sisteminin adını ve çarklarını değiştiriyor.Değişen sınav sisteminin kimyasını değiştirerek öğrencileri de buduyor.Bu filmi yıllardan beri görüyoruz.Babalarımız,annelerimiz zamanından gelen süre gelen sistem böyle.Kısır döngünün içersindeyiz.Yeni fikirlere alışık değiliz.Ortaya hipotezini bildiren olursa ön yargılı davranıyor ya da günümüzün koşullarının verdiği etkiyle yaftalamaya başlıyoruz.Yaftalarımız karşıdaki kişinin haysiyetine,şerefine ve namusuna oluyor.Konuyla alakası olmayan gereksiz topluluk,uzun bilgiden sıkıldığı için konuşmacıyı dinlemiyor,hasmının söylediği küfürler ona çekici geliyor ve büyük bir haz alıyor.

Sisteme karşı şu günlerde ‘’fuck the system ‘’ restini çeken nadir insanlar var.Bazıları sistemin içinde olan olmasına karşılık resti çekere tuhaf ironi yapan ve bunu kitlelere mal eden insanlar…Doğduğumuzdan beri sistemdeki dişlilerin çarkları olarak yetişiyoruz.Belirli bir örf,kültür ve adet üzerinde yolunda sapmalar olmadan,dar alanda kısa paslaşmalar yapıyoruz.Birisi bize tek rengin beyaz olduğunu söylediği zaman onun beyaz olduğuna kanıyor ve yıllarca yanlış öğrendiğimiz şeyi gelecek kuşaklara aktarıyoruz.Ne için öğrenim görüyoruz ?

Türkiye standartlarını düşünürsek mezun olan her %90,85 – virgüllü vereyim ki gerçekten araştırma yapmış gibi olayım -  üniversite kapısından ellerinde fırından yeni çıkmış taze diplomalarıyla çıkınca aniden eşekten düşmüş karpuza dönüyorlar.Hadi iş buldu diyelim.Kaçımız içinde bulunduğumuz,seveceğimiz mesleği yapacağız.Kaçımız içinde bulunduğumuz meslekte patronlarımızın sömürgesi altında yaşayacak,onların yaptığı hataları üstümüze yıkmasına izin vereceğiz.Matematik öğretmenimin gözünün içine bakarken onun sevdiği mesleği yapmadığına eminim.Sistemin getirdiği zorunluluklar,aile,maddi durum ve çevre faktörleriyle birleşince bizi istemediğimiz koşullara itiyor.

Sistemin eleğinden nasıl kurtulabiliriz ?
1)Anarşist olup sokakları yakacağız.
2)Herkes sistemin bize getirdiği salt düşünceyle yontulacak ve durum böyle devam edicek.
3)Sarı saçlı,mavi gözlü büyük adam Samsun’dan bir daha gelecek.
4)Beyinlermizin peynir kıvamına gelmesine izin vericek,yaşamımıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz.

Dershane faktörü
Yanlış yönetilen ellerin sahip olduğu büyük sistemde önümüze yıllık periyotlarda imtihanlar konuluyor.Bu imtihanların,en büyük yancısı dershaneler.Dershaneler öğrencileri değişik bir atmosfere sokan,onları yarış atı gibi yapan.Kazanamayınca yıl boyunca verdikleri gazı su istimal ederek halı boyutunda bütün binayı kaplayan göz boyayan şeref lisletelerine asmayan yerler.Bir insan yeni işlenen konuyu tekrar ettiğinde onunla ilgili 20 soru bile çözse karlıdır.Dershaneler bunu 200-500 hatta sonu gelmeyen uçuk rakamlara çıkartırlar.Bir şeyi o kadar sık görürseniz unutursunuz.Diğer bir faktör olarak hocaların bir yıl içindeki bulunduğu davranış ve Hindistan’da uygulanan kast sistemi.
Dershane ayrımcılığı
Sizi bir sınava sokuyorlar.Alt ve üst sınırları belirliyorlar.Yaptığınız doğru ve yanlış sayısı kadar değerlendiriliyorsunuz.Eğer alt sınırda kalırsanız size benzeyen çürük elmaların yerine.Üst sınırda kalırsanız gözdelerin,incilerin sınıfına geçiyorsunuz.Dershane göz boyaması burada devreye giriyor.Alt sınıftaki öğrencilere yıl boyunca neredeyse doğru,düzgün bir şey öğretilmiyor.Bir süre zarfından sonra üzüm,üzüme baka baka kararıyor ve herkes bok oluyor.Gözde sınıftaki öğrenciler bir yere toplanıyor ve çifte standart uygulanıyor.Alt sınıftakilerin canı yok mu ? Dershanelere gitseniz alt sınıflardaki öğrencilerin sanki gaz odalarında yaşadıklarını zannedersiniz.Derslerine giren bir öğretmen anlatıp,çekip gidiyor.Bazı zamanlar muhterem,yüzlerine bakıyor fırça attıktan sonra monoton gününe devam ediyor.
Bunları en az beş yılını dershanelerde geçirmiş bir kobay olarak yazıyorum.
Onları yapma kaka,cıs
Derin kültür mirasımız,birikimimiz ve ailelerimimiz İngiltere Kraliyet Ailesi’nin soylu birer üyeleri oldukları için oldukça hoş görülü,nazik ve bir okadar ufku açık insanlar.Geçenlerde akraba ziyaretinde sistemden hoşlanmadığı böyle giderse anarşist olacağımı ve devrim yapacağımı yanlışlıkla sesli düşünerek söyledim.Akrabalarımın reaksiyonu küçük Emrah filmlerindeki dayak yiyen Emrah gibi hepsinin bodosloma salvolarına uğradım.Hiç birisi beni dinlemedi.Sağdan,soldan her cepheden ağır top saldırsına uğradım.Cümlemi bitirmeme bile müsaade etmediler.

Ne yapabiliriz ?

Alt Evreler:
1)Ali’yi sonu gelmeyen soru şıklarında geziye yollucaz.En sonunda haydarı alıp oturucaz.
2)Sessizliğimizi bozup,hep bir ağızdan konuşucaz.

1.Evre
Çevrenizde sistemle ilgili şikayetlerini bildirmeyen kimse yoktur.Bildirmeyende sınıftaki inek kız öğrencilerinden veya reklamların consume obey die göz boyamasına takılıp kalan,sadece tüketen ve sorgulamayan beyindeki kişilerdir.Sistemi sorgulamak iyidir.Ama bunu birlikte yapmak gerekir.Spor amaçlı üstü kapalı hava atma amaçlı yapılmamalıdır.Veya internette sosyal platformlar üzerinden ‘’hadi ağlayalım ühü.ühü.ühü’’ ‘’çok güzel tespit +rep emeğine sağlık’’ cinsinden sonu gelmeyen ergen mastürbasyonlarına son verilmelidir.Evet ! Sesinizi duyurabilirsiniz.

2.Evre
Dananın kuyruğunun koptuğu evredir.Herkes kafasının köşesinde saklı olan fikirleri eyleme dönüştürür ve haklı topluluk ortaya çıkar.Tabiki bu haklı topluluk herhangi bir zarara yönelik davranış yapmadan hukuksal boyutlarda hakkını arar.Verilmiyorsa direnir.Direniş gösterir.Hakkını en sonunda alacaktır.Yedirmez.Nede olsa biz;Yedi cihanı dizleri üzerine eğdiren bir neslin çocuklarıyız.

Şeker Savaşları:Kardeşliğin Doğuşu

Kısa ve konforsuz yatağından yayların gıcırdıyan sesiyle uyandı.Her hareketinde yaylardan farklı gıcırdama geliyor,senfonik sesler ortaya çıkıyordu.Ellerini iyi yana açabildiği kadar açtı ve ağzını maksimum seviyeye kadar genişletip esnedi.Ellerini saçlarının arasında gezdirdi.Arkadan vuran güneş, sanatsal açıdan rönesans tablolarını hatırlatıyordu.Serçe parmaklarını gözlerinde birikmiş olan çapaklarda gezdirdi.Çıplak ayaklarıyla betonun üzerinde ''şıp,şıp'' seslerini çıkartıyordu.Holde giderken zikzak çiziyor,içmeyi bilmeyen ayyaşlar gibi salllanıyordu.Çok geçmeden kapının bir köşesine çarptı.Çarpmanın verdiği acı uykusunu aniden gidermişti.Mutfağa doğru gidip su içti.Sandalyenin üzerine oturdu.Elinde suyla günün planını yapıyor,gelecek biraç saati düşünüyordu.Beklenmedik bir ziyaretçi geldi ve kapının zilini çaldı.Sabahın köründe kargalar boklarını yemeden ziyaretçisi olmuştu.Altındaki pijamayla karşısına çıkarsa bunun ne kadar etik olabileceğini düşündü.Sonra üşengeçliğine verip pijamayla kapıyı açtı.Nasıl olsa daha sabahtı.Karşısındaki kişi empati yapmalıydı,hala uykusu vardı.Gelen arkadaşıydı.Üzerinde son derece şık elbiseler vardı.Çizgili gömleğinin üzerine siyah bir kazak girmiş,altına beyefendi stilini bozmamak için keten pantolon giymişti.Klasik imajına ceketide eklemiş ve janjanlı bir stil ortaya çıkarmıştı.Elindeki boş poşeti gösteriyor,günün anlam ve önemini poşetle,mimikleriyle anlatıyordu.Kaşlarını havaya doğru kaldırıyor,yemeğini sabırsızlıkla bekleyen köpekler gibi dili dışarıda bekliyordu.Dinçti.Sabahın körü olmasına rağmen gözlerinin altı torbalı değil,göz kapakları ağırlaşarak düşmüyor ve esnemiyordu.Karşısındaki beklenmeyen ziyaretçiyi görünce şaşıran Umut,arkadaşından giyinmek için izin istedi.Koşarak holden geçti ve bu sefer bir yerlere çarpmamış,virajı alırken hızını yavaşlattığı için patinaj yapmıştı.Yılların deneyimine,tecrübesine sahip olan araba yarışçıları gibiydi.Gardolabını açıp arkadaşının şık ve sade elbisenin altında kalmayacak elbise kombinasyonlarını aradı.Dizlenmiş kot pantolon,küçük gelen uzun kollu tişört ve spor ceketle vasat giysi tepkimesini hazırlamıştı.Vefakar,turşu gibi kokan günlerin tek savunucusu terlerin en büyük duşmanı deodorantını eline alarak tepkime eksik olan maddeyi tamamladı.Rastgele seçtiği poşeti alel acele cebine sıkıştırdı ve beklemekten ağaç olmuş bayram şekeri gibi paketlenmiş arkadaşına yöneldi.

Merdiven basamaklarını inerken arkadaşı günün anlam ve önemini bildiren sohbet yapıyor,şeker toplamak için çizdiği haritayı,noktaları ve altın madeni değerindeki bereketli evlerin adreslerini gösteriyordu.Koyulaşan sohbet apartman girişinde el sallayarak bekleyen kardeşliğin diğer üyelerinden olan kısa boylu,tıknaz,gözlüklü arkadaşın gelmesiyle tamamlandı.Kardeşlik toplanmış,günün yeminini etmiş kendilerine toplayacakları şeker kotasını seçmiş ve belirtilen miktardaki şekeri toplayana kadar savaşlarından vazgeçmeyeceklerine dair yemin etmişlerdi.Hepsi hep birlikte havaya doğru poşetlerini kaldırdı ve ''huurrrraaaaa !'' diye bağırdılar.Yolu baltalar elimizde,uzun ip belimizde şeklinde yürümediler.Avına sinsice yaklaşan sırtlan topluluğu gibi her çevreyi süzüyor,olası bir şeker muhaberesi için tetikle bekliyorlardı.Burnu keskin olan kardeşlik üyesi adreslerde belirtilen apartmana gelindiğini herkesin teçhizatlarını çıkarmasını emretti.Önceden planlanan apartmana giriş hareketlerinden olan uzun tilki yürüyüşü hareketi yapıldı.Operasyonda ustalık,sinsilik,aç gözlülük ve hareket çok önemliydi.Muhtemel eve gelindiğinde poşetler açıldı ve şeker hazinesi alınarak uzun yolcululuklarına,dört nala vererek devam ettiler.''hurraaaa !'' nidalarını çekiyor,hiç yaşamadıkları hazı vücutlarında ve en önemlisi ayaklarında hissediyorlardı.

Şeker hazinesi evlerden alınan önemli ganimetlerden sonra grup yorulduğu için akarsuyun önünde mola verdiler.Kardeşlik birkaç üye apartmanlara ihtiyaçlarını giderdikten sonra yakıt toplayıp(şeker yemek) kalan diyarlara dört nala gittiler.Akşama doğru poşette yer kalmadığı için son çare ceplere başvuruldu.Epey ganimet toplanmıştı.Yolda hiçbir hırsıza rastlanmamış,beleşçiler vb sıfatta olan kişilere karşı ganimet savunulmuştu.Dergaha genilinip herkes topladığı ganimetleri saydı.Dergahın kapısı ''açıl susam açıl '' deyince açılıyordu.Bu yılki şeker avının galibi kısa boylu,tıknaz kardeşlik üyesiydi.Adını dergahtaki(kamelya) duvara yazdırdıktan sonra saygınlık,şöhret ve ün gibi manevi değerler onu bekliyordu.Bu yılki şeker avı iyi geçmiş ve kardeşlik üyeleri hiç olmadığı kadar eğlenmişti.Akşam ezanının okunmasıyla kardeşlik üyeleri eve gitmeleri gerektiğini anladılar ve hep birlikte dört nala evlerine dağıldılar.

12 Haziran 2010 Cumartesi

Ben Büyüyünce Kırk Beş Derecelik Açıyla Durucam


Çocukken,yani yere düşüp dizinizin yarasını hayattaki en kötü şey zannettiğiniz yıllarda kendi hayalleriniz vardır.Hayal oldukları için bazıları gerçekleşmiş veya unutulup gitmiştir.Çocukken,akıl hayal atölyesi gibi durmadan işlediği için dahiyane fikirler gelir.Hayatı siyah-beyaz yaşamamızı sağlamış olan Michael Jackson’dan söz ediyorum.Tanıdık ziyaretinde ev sahibinin kanalları hızlı bir şekilde zaping yaparken ‘’Aaa,burada değişik bir şeyler var ‘’ demesiyle Moonwalker’a büyülendim.Son adımda herkesin 45  derecelik açıyla durması ‘’Bunlar insan mı ? Yoksa uzaylı mı ? ‘’ sorusunu sormama neden olmuştu.Vakit kaybetmeden bende dansçılar gibi durmaya çalıştım.Kabiliyetim olmadığı için bir yere kadar eğilebiliyordum.Sonralarında yüz üstü düşme korkusundan kendimi zorlamıyordum.Her yıl senede bir kere gerçekleştirilen ‘’Aile Saadeti ‘’ kapsamındaki organizasyonlarda büyüklerimizi ziyaret edip,sırtlarını sıvazlayıp,hasret giderip,göz yaşları aka aka gitmeliydik.O sıralar küçük olmama rağmen kendimi entelektüel olarak yetiştirmeye çalışıyordum.Örneğin duymadığım kelimeleri bir sohbet esnasında söylersem karambol olarak doğru çıkıyordu.Dedemin vazgeçemediği favori mekanlarından olan ‘’balkon ‘’ da gelen misafirleri ağarlamıştık.Laf lafı açınca sohbet koyulaşmıştı.Sohbet uzun uzadıya gitsin diye üstüne karpuz kesilmişti.Büyükler arasındaki konuşmaları iştahla dinliyor,anlamasamda bende gülüyordum.Söz benden açıldı.Gelen misafir bana dört gözle bakarak klişeleşmiş soruyu sordu.Büyüyünce ne olacaksın ? Bu soruyu çok düşünmemiştim.Açıkçası düşünmeye vaktim yoktu.Sabahın sekizinde kalkıp televizyon başına geçip iki saat televizyon izledikten sonra kahvaltı yapıp akşam ezanına kadar dışarıda oyun oynadığım için düşünmeye vakit kalmıyordu.Michael Jackson’ı izlediğim ilk an aklıma geldi.Onları sarsarsam akıllarında derin itibar bırakırım düşüncesiyle ağzıma gelen ilk şeyi söyledim.Çocuk aklı.’’Ben büyüyünce kırk beş derecelik açıyla durucam ‘’ dedim.
Soruyu soran misafir amcanın yüzü atmıştı.Yanındaki teyzede suratını ekşitmişti.Herhalde benden standart,düz insan cevabı doktor,öğretmen falan filan olacağım cevabını bekliyordu.Dedem kopan olaya müdahale etmek için ‘’Çocuk işte ‘’ dedi.Dahiyane ve yaratıcı fikrim,’’Çocuk işte ‘’ sözüyle gölgede bırakılmıştı.Dut yemiş bülbül kesilen ahali yeniden konuşmaya başlamıştı.Dedem şevkimi kırmamış,aksine beni alevlendirmişti.Ne yapıp,ne edip onlara gösterecektim kırk beş derecelik açıyla duracağımı.
Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra,en yakındaki vinç ustasına gittim.Ustaya ‘’Abi,beni vinçle kırk beş derecelik açıyla durdurabilir misin ? ‘’ dedim.İşiyle uğraşan diğer insanlar dönüp bana,merhaba dünyalı kıble ne tarafta sorusunu soran uzaylıya baktıkları gibi bakmaya başlamışlardı.’’Sen çok film izlemişsin,hem nasıl duracaksın ki vinçle,vinç sana büyük gelir.Biz sana yardım edemeyiz ‘’ cevabını almıştım.İkinci kez kapıdan çevrilmiştim.Usta bana cevap verirken çok ciddiydi.Kapıdan çıktığımda bana totosuyla gülmeye başladı.Kafama koymuştum bir kere yapacaktım.İnsanlar bana deli deseler bile.
Yakın arkadaşlarımdan olan Varol’a dahiyane fikrimi anlattım.Varol diğer insanlar gibi dalga geçerek olaya yaklaşmamıştı.Sebebi aynı yaşta ve aynı hissiyatlara sahip olmamızdı.’’Tamam,ben sana yardım ederim ‘’ dedi.İlk denemede Varol ‘’Sen ağırsın,ben seni tutamam ‘’ dedi.Mahallenin gürbüz çocuklarından Nihat’a söyledim.Nihat’ta beni bir kademeye kadar tutabildi sonra yere bıraktı vicdansız.Yüz üstü yere düştüm.Çamurla birlikte Michael Jackson gibi siyah-beyaz olmuştum.
Yıllar geçtikten sonra yapamadığım kararına vardım.Geçmişteki gibi her yıl düzenlenen ‘’Aile Saadeti ‘’ organizasyonlarında büyüklerim bana sormaktalar ‘’Ne oldu,durdun mu ? ‘’ diye.Ben de ‘’Bu sefer doksan derece duracağım ‘’ dedim suratlarına karşı.

Beni Sevin

Yakın gelecekte - belirli bir tarih vermiyorum - bende evleneceğim.Kafamdaki plan bu.Siz hiç hayatınızda bulaşık yıkayan sultan gördünüz mü ? Evde küf tutan pis bardaklardan,sabah sertleşmiş hiç bir tadı olmayan tostlardan,her gün kebap yemenin getireceği bağırsak hastalıklarından usanıp bu yola başvuracağım.Hayalimdeki kadın şimdi keriz gibi ortalıklarda gezmekte.Bilmiyorki bir aptalın kendisini düşlediği,yakın zamanda yıldırım nikahı yapacağını.Mutlu aile fotoğrafları ve çerçeveleri olacağını.Ben o kadar romantik bir insan değilim.Baba tarafım İngiliz,anne tarafım İtalyan'dır.İngiliz erkeklerinde olan bira göbeği,İtalya'n erkeklerinin romantikliği birleşince ortaya soft odunluk çıkıyor.''Aşkım,cicim..'' tarzında hitaplar takınan canım,cicim aylarına giren sevgililerden nefret ederim.Öylelerini çok yapmacık bulmaktayım.İster sevgilim,ister arkadaşım olsun.

Benimle evlenecek kadın benden çok iyi bir şey beklemesin.Şevkini kırmak istemem.Ama yine de dereyi görmeden paçaları sıvamasın.Beni yontacak bir dişi çıkabilir.Yüzyıllar boyu saklandığım vefakar inimden beni çıkartıp köyden indim şehire havası yaşatabilir.Kimyamı değiştirebilir.Rüyalarına karabasan gibi girdiğim kadın beni beyaz atlı prensi zannetmesin.Beyaz atın üstündeki lavuk kadar yakışıklı değilim.Beyaz atın üstündeki prens seksi doğup,seksi ölücek ama benim mezarımda çok yakışıklı adamdı hep saçlarını soldan sağa tarardı merhum denmeyecek.Hatta ergenlik dönemine giren genç kızların duvalarını süsleyen poster yıldızlarından bile olamayacağım.Ancak fotoğrafım kuşe kağıda baskılı gazetelerde altıncı veya yedinci sayfa haberlerinde taziye sayfalarında gösterilecek.Onuda en çok tipsiz çıktığım hiçbir şeyi umursamadığım bir resim konulcak ve Haydar Dümen'den bir önceki sayfada olduğum içi,liseli ergenler beni görünce tatları tuzları kalmayacak.

Yakışıklı değil ama sempatik olduğum için ilk denememde hemen evleneceğim düşünülemez.Başlarda mağlup olmanın verdiği hazla elimde sabunla birçok kez banyoda kendimle dertleşeceğim.Gün gelicek bir saftirik kara kaşıma,kara gözüme hayran olacak,hayatının en büyük hatasını yapacak.Ekonomik olarak durumum çok iyi olacak.Otellerde kürkleriyle denizlere giren kadınlar gibi olacağım.Kendime de zengin piçi yapacağım.Türk filmlerindeki varoş mahallelerdeki çocuklara hava atacak,götü kalktığı için yumruk manyağı olacak zaar.
Triplex,yat,villa derken çok sevdiğim,telaffuz ederken midemde kelebekler uçuşmasını sağlayan duşakabin yaptıracağım.En güzel günlerimi duşakabinde gerçekleştireceğim.

Sıcak,ılıman kuşaklı tatil bölgesine gittiğimiz zaman akşamları biricik eşimle denizde gezerken aniden ortalığa gitarımı çıkartıp,repertuarımdan eksik etmediğim ''akdeniz akşamları'' şarkısını çalamayacağım.Popüler bilim konularını takip ettiğim için önceden evren-uzay konularına çalışıp biricik eşime yıldızları anlatacağım.Seksi doğup seksi sölen kız kaldırmak için sahile gelen lavuklardan biri  akdeniz akşamlarını çalacak.İçinde bulunduğum ortamı orman olarak kabul edersek gitar çalan lavuk dişisini etkileyecek ama benim elim armut topladığı için ancak yıldızları anlatan pısırık olacağım.

Düğün fotoğrafımızın arkasındaki fonda ne miami,florida ne de bahamalar olacak.Ova,yayla ya da dağ manzarası olacak ve natüralliği,popülerliği ve herkesten farklı olmanın verdiği duyguyu hısım akrabalarımıza göstereceğiz ve onlar belirli bir sosokültürel düzeye gelmedikleri için burun kıvıracaklar.Küçük çaplı hava atma işimiz suya düşmüş olacak.

Doğacak çocuğum benim genlerimi taşıyacağı için hayata 1-0 yenik başlayacak.Benim yaşadıklarımı,tecrübelerimi,deneyimlerimi,acılarımı yaşayacak.Ha olurda yakışıklı değil ama sempatik genleri annesinden gelen güzel genler tarafından yok edilirse hayatında bol kızlı günler onu bekliyor olacak.

11 Haziran 2010 Cuma

The Overlokçu That Never Comes

Öğle güneşinin sıcaklığı balkon demirlerine işlemişti.Serinlemek için balkonlara çıkan mahalleli güneş ışınlarını hesaba katmamış ve tatil günlerini keyif yaparak geçirememişti.Dışarıda top oynayan çocukların sesleri ve topun her sekişinde çıkardığı ''pat,pat'' sesleri apartmanların boşluklarında yayılıyordu.Serinlemek için tek çaremiz bakkaldan aldığımız meyveli buz olan ve şekli şemali değişik olan  meybuz adındaki buzdu.Belirgin markaların aksine meybuz daha çok satılıyordu.Sayemizde mahalle bakkalı ve meybuz firması zengin olacaktı.Kafamı pencereden dışarı çıkarttım ve dışarıda olan bitene baktım.Tahta pencerinin alt kısmı kollarımı acıtıyor,kendi ağırlığım üstüne binince derime bıçak batmış hissini veriyordu.Hafif rüzgar esince uşuçan tül görüş mesafemi kapatıyor,sıcak yaz günlerinde tek eğlencemiz olan dışarıyı seyretmekten de mahrum kalıyordum.Apartmandaki birkaç teyzenin yünleri oklavayla vururak dövdüğünü gördüm.Çevrede ilgi çekici bir şey olmadığı için tek odak noktamız teyzelerin havada salınım yaparken çıkadığı sesti.

Mahalleye her hafta uğrayan seyyar satıcılardan bıkan yönetici seyyar satıcı ya da ona benzer kişilerin geldiğini neredeyse eğitilmiş köpekler gibi yüz metre öteden algılayabiliyordu.Apartman girişinde çayıyla tetikte bekliyor,bir işi olduğunda oğluna veya hısım akrabasına sırasını devrederek nöbetin vukuatsız geçtiğini rapor ediyordu.Apartmanızda asayiş berkemaldi.Uzaklardan megafonla duyuru yapan bir aracın sesi geliyordu.Bu sesi duyduğumda düşünmeden tüp markalarının arabaları olduğunu söyleyebilirdim ama tüp markalarının melodisine göre gelen arabanınkisi daha değişikti.

Balkondan görüş mesafeme girmesiyle gelen aracın overlokçu olduğunu anladım.Hurda bir araba,içinde aslan yelisi tarzı saçları olan bir adam ve yanında pos bıyıkları olan ona megafonla yardım eden yancısı vardı.Apartmandaki teyzeler overlokçunun melodisini duyunca pavlovun köpekleri gibi pencereden dışarı baktılar ve hemen içeri koşup,dışarı çıkmanın bir yolunu aramaya başlamışlardı.Apartman yöneticisinin diktiği nöbetçi görevinden sıkılınca sırasını kardeşine vermişti.Kardeşi görevinin ne kadar kutsal olduğunu bilmediği için bunu basit bir bekleme gibi algılamış,hiç oralı olmadan oyununa geri dönmüştü.Meydanı boş bulan overlokçu fırsattan istifade ederek elinde kozların hepsini sahaya sürüyordu.

İlk saldırısı mahalledeki teyzelerin büyük zaafı olan,duyduklarında yerlerinden fişek gibi fırlayacağı bilinç altına bir mesaj niteliğinde olan ''Hanımlar overlokçu ayağınıza geldi'' cümlesiydi.Bu cümle aynı zamanda alıcıyı harekete geçirme cümlesiydi.Cümlesinin etkisi yaklaşık iki-üç dakika sonra meyvelerini vermeye başladı.Ramazandaki ekmek sırasından fazla olan kuyruk sabırsızlanıyor ve hep birlikte mırıltılar,homurtular yükseltiyordu.Bekle ve gör yöntemini uygulayıp başarılı sonuç alan overlokçu daha fazla sabırsızlandırmadan malzemelerini çıkardı,standını kurdu.Kuyruktaki teyzeler işleri bitince hayatlarında hiç duymadıkları hazı yaşıyorlar,evlerinde kendilerini bekleyen dağ gibi kirli bulaşıkları düşünmeden dizilerine kaldıkları yerden devam ediyorlardı.

Daha önceden hayatlarında hiç overlokçu görmeyen kitle tarafından,overlokçunun dikiş yaparken yaptığı her hareket ağızlar açık izleniyordu.Overlokçu görmeyen kitle adamın dikiş yaparken her hamlesini kaçırmadan izliyor bazıları meraklı kalabalığa hava atmak için ''ben görmüştüm '' diyerek dikkatı üzerlerine çekmeye çalışıyorlardı.Meraklı kitle belgesel izlermiş gibi overlokçu gittikten sonra artı ve eksi yönlerini konuştular.Gelecek yıllarda ''dikiş nasıl yapılır '' adlı kitap yazabilir,mahalle mahalle gezebilir ve kitaplarını bestseller yapabilecek potansiyele erişmişlerdi.

Mahallede o gün rekorlar kitabına geçildi.Bir nevi bes seller manasında en çok para kazanan overlokçu olmuştu.Mahallemiz onun için bereketli hasattı.Ne tüpçü,ne sucu ne de pamuk şeker satan yanakları al al olan sempatik amca cebini overlokçu kadar dolduramamıştı.Artık overlokçu için taze ettik.Her zaman gelebileceği ve çuvallar dolusu para kazanabileceği kaynaktık.

Yazımın sonunda siz değerli ovelokçu sevenlere Metallica'nın olaylar geçerken fonda çalan müziğiyle veda ediyorum.