12 Haziran 2010 Cumartesi

Ben Büyüyünce Kırk Beş Derecelik Açıyla Durucam


Çocukken,yani yere düşüp dizinizin yarasını hayattaki en kötü şey zannettiğiniz yıllarda kendi hayalleriniz vardır.Hayal oldukları için bazıları gerçekleşmiş veya unutulup gitmiştir.Çocukken,akıl hayal atölyesi gibi durmadan işlediği için dahiyane fikirler gelir.Hayatı siyah-beyaz yaşamamızı sağlamış olan Michael Jackson’dan söz ediyorum.Tanıdık ziyaretinde ev sahibinin kanalları hızlı bir şekilde zaping yaparken ‘’Aaa,burada değişik bir şeyler var ‘’ demesiyle Moonwalker’a büyülendim.Son adımda herkesin 45  derecelik açıyla durması ‘’Bunlar insan mı ? Yoksa uzaylı mı ? ‘’ sorusunu sormama neden olmuştu.Vakit kaybetmeden bende dansçılar gibi durmaya çalıştım.Kabiliyetim olmadığı için bir yere kadar eğilebiliyordum.Sonralarında yüz üstü düşme korkusundan kendimi zorlamıyordum.Her yıl senede bir kere gerçekleştirilen ‘’Aile Saadeti ‘’ kapsamındaki organizasyonlarda büyüklerimizi ziyaret edip,sırtlarını sıvazlayıp,hasret giderip,göz yaşları aka aka gitmeliydik.O sıralar küçük olmama rağmen kendimi entelektüel olarak yetiştirmeye çalışıyordum.Örneğin duymadığım kelimeleri bir sohbet esnasında söylersem karambol olarak doğru çıkıyordu.Dedemin vazgeçemediği favori mekanlarından olan ‘’balkon ‘’ da gelen misafirleri ağarlamıştık.Laf lafı açınca sohbet koyulaşmıştı.Sohbet uzun uzadıya gitsin diye üstüne karpuz kesilmişti.Büyükler arasındaki konuşmaları iştahla dinliyor,anlamasamda bende gülüyordum.Söz benden açıldı.Gelen misafir bana dört gözle bakarak klişeleşmiş soruyu sordu.Büyüyünce ne olacaksın ? Bu soruyu çok düşünmemiştim.Açıkçası düşünmeye vaktim yoktu.Sabahın sekizinde kalkıp televizyon başına geçip iki saat televizyon izledikten sonra kahvaltı yapıp akşam ezanına kadar dışarıda oyun oynadığım için düşünmeye vakit kalmıyordu.Michael Jackson’ı izlediğim ilk an aklıma geldi.Onları sarsarsam akıllarında derin itibar bırakırım düşüncesiyle ağzıma gelen ilk şeyi söyledim.Çocuk aklı.’’Ben büyüyünce kırk beş derecelik açıyla durucam ‘’ dedim.
Soruyu soran misafir amcanın yüzü atmıştı.Yanındaki teyzede suratını ekşitmişti.Herhalde benden standart,düz insan cevabı doktor,öğretmen falan filan olacağım cevabını bekliyordu.Dedem kopan olaya müdahale etmek için ‘’Çocuk işte ‘’ dedi.Dahiyane ve yaratıcı fikrim,’’Çocuk işte ‘’ sözüyle gölgede bırakılmıştı.Dut yemiş bülbül kesilen ahali yeniden konuşmaya başlamıştı.Dedem şevkimi kırmamış,aksine beni alevlendirmişti.Ne yapıp,ne edip onlara gösterecektim kırk beş derecelik açıyla duracağımı.
Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra,en yakındaki vinç ustasına gittim.Ustaya ‘’Abi,beni vinçle kırk beş derecelik açıyla durdurabilir misin ? ‘’ dedim.İşiyle uğraşan diğer insanlar dönüp bana,merhaba dünyalı kıble ne tarafta sorusunu soran uzaylıya baktıkları gibi bakmaya başlamışlardı.’’Sen çok film izlemişsin,hem nasıl duracaksın ki vinçle,vinç sana büyük gelir.Biz sana yardım edemeyiz ‘’ cevabını almıştım.İkinci kez kapıdan çevrilmiştim.Usta bana cevap verirken çok ciddiydi.Kapıdan çıktığımda bana totosuyla gülmeye başladı.Kafama koymuştum bir kere yapacaktım.İnsanlar bana deli deseler bile.
Yakın arkadaşlarımdan olan Varol’a dahiyane fikrimi anlattım.Varol diğer insanlar gibi dalga geçerek olaya yaklaşmamıştı.Sebebi aynı yaşta ve aynı hissiyatlara sahip olmamızdı.’’Tamam,ben sana yardım ederim ‘’ dedi.İlk denemede Varol ‘’Sen ağırsın,ben seni tutamam ‘’ dedi.Mahallenin gürbüz çocuklarından Nihat’a söyledim.Nihat’ta beni bir kademeye kadar tutabildi sonra yere bıraktı vicdansız.Yüz üstü yere düştüm.Çamurla birlikte Michael Jackson gibi siyah-beyaz olmuştum.
Yıllar geçtikten sonra yapamadığım kararına vardım.Geçmişteki gibi her yıl düzenlenen ‘’Aile Saadeti ‘’ organizasyonlarında büyüklerim bana sormaktalar ‘’Ne oldu,durdun mu ? ‘’ diye.Ben de ‘’Bu sefer doksan derece duracağım ‘’ dedim suratlarına karşı.

1 yorum: